1nedir 2 nedir 3 nedir mezardaki tas nedir
Yazan: firtina 15 Kasım 2011 Salı
Kategori: müslümanlık
1 allah 2 peygamberimiz 3 kuran kerim mzar taşı nereye bakar kılpleye bakar
Etkileyici Sözler – En Güzel Aşk Sözlerim (süper)
Yazan: firtina 04 Ağustos 2011 Perşembe
Kategori: müslümanlık
Bir pınarsın içilen ama kanılmayan, seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan, özlenen sen, özleyen sen, özleten sen, varken doyulmayan yokken dayanılmayan…
Ağlarsa anam ağlar gerisi playback yapar
Sen dudaklarımda hece olsaydın,seni kaybetmemek için asla konuşmazdım
Mazideki izler ,hayattaki filizler sana bakan bu gözler,daima DENİZGÖZLÜMÜ özler.
Bir can dusun bedensız.bır beden dusun kalpsız bır kalp dusun sevgısız bır de benı dusun sensız..
Dostluk senin parmağın kesildiğinde benimkinin kanamasıdır
Bilselerdi sende neler gorduğumu, inanmazlardı hayal derlerdi.gorselerdi sende neler gorduğumu omur boyu hayal gormek isterlerdi.
siz aşıksınız….hayırlı olsun…
acının umutlarını yok ettiği yerde umutlarını yeşertecek bir sese ihtiyaç duyarsan ben hep bildiğin yerde bildiğin ğibiyim…
bin damla umut serğilsin yüreğine bin tatlı mutluluk doğsun ğünlerine binbir hayalin gerçekle buluşsun bu ğüzel yeni aşkınla birlikte
Kaplanla göz göze gelmişl bir ceylan gibi,ürkek bakışlarımda sensizlik,ıskalanmış hayallerimde gençliğim,eremediğim vuslatlarda ümidiN…..
Seni sevmemek cennetin kapılarını açacaksa eğer varsın o kapılar yüzüme kapansın sensizliğin acısıyla bin kez ölmektense bir kez ölürüm o da seninle..!!
gÖZYAŞLARIN AGLATAN KADAR ALÇALMASIN
YANGINI DİNDİREBİLİRMİSİN?
Bazı sözler wardır gözleri anlatır bazı gözler wardır sözleri anlatır bazı anılar wardır değeri geç anlaşılır birde aşk wardır o da seni anlatır
Gülüşüne bin kurşun sıksada ölüm , unutma umuda kurşun işlemez gülüm
3 yanlışım oldu tanıdım,güvendim,inandım bitek doğrum oldu sevdim herşeyden çok sevdim ne yazık ki 3 yanlış bir doğruyu götürüyormuş..
Sevmek kan akitmaktir diyorsan dunyanin sah damarini keserim yok illaki senin kanin diyosan seni kara topraktada severim.
İŞTE BENİM İLK ADIMIMDIR SONSUZLUĞA
Hani birbirimizi ölene dek sevecektik noldu sevgilim ölen kim???
SENİ SEVMEDİM SANA TAPTIM
SEVDİĞİMİ SANDIN BEN SENİ SEVMEDİM SANA TAPTIM
BEN TANRIYI BIRAKIP SANA TAPTIM DİYE!!!
SEVİYORUM
SANA TAPTIM..
ZAMAN BİTER
GÖMDÜLER…
ŞİMDİ DOĞACAK GÜNEŞİ BEKLE.
NİLÜFER,ÇAMLARDA GÜL AÇARSA,”BELKİ O ZAMAN SENİ UNUTUP BİR BAŞKASINI SEVERİM BİRTANEM
O bana baktı ben ona baktım şimdi 3 çocuğa birden bakıyoruz…
Etkileyici Sözler 2 – En Güzel Aşk Sözleri ,,,,
Yazan: firtina 04 Ağustos 2011 Perşembe
Kategori: müslümanlık
- GÜZELSİN ŞİRİNSİN, ŞAHANESİN. ÇEKTİĞİM ÇİLEYE TEK BAHANESİN. MELEKMİ ŞEYTANMI BİLMEMKİ NESİN. TUZAKTAN TUZAĞA ATSANDA OLUR. BEN SENİ SEVİYORUM. SEN SEVMESENDE OLUR.
- SEN DESEM SENİ BİLİRMİSİN, SEN DİYE BİR DESEN ÇİZEBİLİRMİSİN.BİR MESKEN BULAMADIM KENDİME.BÜYÜK AŞKLAR VARDIR HANİ BİLİRMİSİN.
- ELLER BANA KALPSİZSİN DİYORLAR, DOĞRU ÇÜNKÜ KALBİMİN SENDE OLDUĞUNU BİLMİYORLAR.
- SENİ HER ÖZLEDİĞİMDE KALBİME BİR YILDIZ ÇİZİYORUM. SENİ NE KADARMI ÖZLEDİM? ARTIK KALBİMDE BİR GÖKYÜZÜM VAR. ÇÜNKÜ SENİ SEVİYORUM.
- DUYUYORUM SANA DOKUNAMAMANIN EZİKLİĞİNİ VE DÜŞÜNÜYORUM AŞIK OLMANIN REZİLLİĞİNİ. İNAN YANINDAYKEN ÇEKİYORUM EN ÇOK HASRETİNİ.
- YILLARDIR SEVGİMİN ÖYLE ÇOK MUHAFIZI VE DÜŞMANI OLDUKİ İNAN BAN SENİNLE ONLARI AŞTI. VE İNANKİ SENİ SEVİYOR OLMAK BİLE BÜYÜK NİMET BENİM İÇİN.
- NASIL DOLDURDUYSAN HAYATIMI VARLIĞINLA, BENDE YAZMAK İSTERİM ADIMI DEFALARCA DUDAKLARIMLA DUDAKLARINA.
- UÇUMDAN DÜŞERKEN TUTUNACAK DALIM OLSAN ÖLMEKTEN DEĞİL SENİ KIRMAKTAN KORKARIM
- ARAMIZDAKİ MESAFELER NEKADAR UZUN OLURSA OLSUN SONSUZLUĞA GİDEN TÜM YOLLARA ADINI YAZDIM HANGİ YOLDAN GEÇERSEN GEÇ SENİ SEVDİĞİMİ OKUYACAKSIN.
- KUYRUKLU YILDIZLAR VARDIR, DÜNYAYA YETMİŞ YILDA BİR GELİRLER, İNSANLAR ONU HAYATLARI BOYUNCA YA BİRKEZ YADA HİÇ GÖRMEZLER.BEN GÖRDÜM. O DA SENSİN BİRTANEM…
- AŞKIM VAR DAĞLAR BİLEMEZ, SEVGİM VAR KİMSENİN AKLI ALAMAZ, BİRDE SEN VARSIN YA BİTANEM DÜNYADA KİMSE BÖYLE SEVEMEZ.
- EN GÜZEL DENİZ GİDİLMEMİŞ OLANDIR. EN GÜZEL ÇOCUK DAHA BÜYÜMEDİ, EN GÜZEL GÜNLERİM SENİNLEDİR VE SANA SÖYLEMEK İSTEDİĞİM EN GÜZEL SÖZ DAHA SÖYLENMEMİŞ OLANDIR. SENİ SEVİYORUM
- BİR İLK GİBİ YAŞAYACAĞIM İÇİMDE, KALAN SON SEVGİ PARÇASINI SENİNLE, SAKIN AYRILMAYALIM AŞKIM ÖLSEM BİLE ELLERİNDE..
- SEN ENGİN ACILARLA KAVRULAN BİÇARE YÜREĞİMDE, SEVGİ DAĞININ DORUĞUNDAKİ ERİŞİLMEZ BUZULU ERİTEN KIZIL GÜNEŞ.
- BENİ SANA KAVUŞTIRACAK TEK ŞEYİN ÖLÜM OLDUĞUNU BİLSEYDİM, AZRAİLİN GELMESİNİ BEKLEMEZDİM.
- BUGÜNÜ YAŞIYORSAM EĞER, GELECEK GÜZEL GÜNLERİN SENİ GETİRECEĞİNE İNANDIĞIM İÇİNDİR.
- BEN SENDE İMKANSIZLIKLARINI SEVDİM. FAKAT ASLA UMUTSUZLUKLARINI DEĞİL.
- BİRGÜN BİRİ ÇIKIPTA BİR ÇIRPIDA GÜNEŞE ADINI BUZLA YAZARSA BİLKİ O SENİ BENDEN DAHA ÇOK SEVİYORDUR.
- BAŞINI GÖĞSÜME YASLADIĞINDA TEK BİR DÜŞMANIM VARDIR. GEÇİP GİDEN ZAMAN…
- HERZAMAN MUTLULUĞUN DORUĞUNDAYKEN GÜLÜNMEZ BAZEN SIRF HAYATA GICIKLIK OLSUN DİYE UÇURUMUN KENARINDAYKEN BİLE GÜLÜMSEYECEKSİN.
- BİR GÜN GELİP SORACAKSIN BENİ Mİ DAHA ÇOK SEVİYORSUN YOKSA TANRI’YI MI DİYE…BEN HİÇ DÜSÜNMEDEN TANRIYI DİYECEĞİM VE SEN KÜSÜP GİDECEKİSİN. AMA NEREDEN BİLECEKSİNKİ İÇİMDEKİ TANRININ SEN OLDUĞUNU….
- Yağmurlu bir günde sana koşar gelirsem ıslak saçlarımı düzelt…Başımı omzuna yasla nemli dudaklarımı dudaklarına ansızın değdir.Masum ve üzgün bir çocuk gibi konuşursam.Anla sana muhtacım ver ellerini ellerime yalanda olsa Seni seviyorum de….
- Hadi gökyüzünden senin için tuttuğum,üzerine tüm duygularımı yüklediğim,yıldızı al,yüreğimden yüreğine yollar var,hadi benim için uzaklardan bir tebessüm yolla…
- KAC ZAMANDIR AGLAYAMADIM SANA AFFET BENI , HER CAGRISINDA BASKA SESLER ÖRTTÜ SESINI KALBIM SENINLE ÖZLEMIM SENINLE AH BIR KAVUSSAM SANA DOLDURSAM ICIMI SENINLE SENI COK SEVIYORUM
- Duygular vardır anlatılmayan sevgiler vardır kelimelere sığmayan bakışlar vardır insanı ağlatan insanlar vardır ki asla unutulmayan,işte sende onlardansın!!!
- Yaprak döken gençliğimin satır aralarında altı kırmızıyla çizilmiş ve tırnak içine alınmış suskunluğumun baş harflerisin.
- KARANLIK GECEDE ÖNEMLİ DEĞİLDİR YILDIZLARI GÖRMEK,GÜNDÜZLERİ YILDIZLARI GÖREBİLMEK MARİFET, AŞIK OLMAK ÖNEMLİ DEĞİL, BİR ÖMÜR BOYU SEVEBİLMEK MARİFET
- KaDiR KuRt : ) KaDiR KuRt : ) KaDiR KuRt : ) KaDiR KuRt : ) KaDiR KuRt : )
- Seni yıldızlara benzetiyorum yıldızlar kadar parlak,yıldızlar kadar ulaşılması zorsun
ama yıldızlar milyonlarca sen bitanesin - ISKELEMIN AYAGINDAKI BALIKLAR GETIRDI HABERINI,DEDILER KI ‘BIR DENIZ KIZI HABER UCURDU SANA’INANAMADIM,GOKYUZUNE BAKTIM ;MARTILAR GULUMSEDI BANA!
- “UMUT YAZIYORUM BIR KIR CICEGININ TAC YAPRAGINA.NICE SOGUKLARA DAYANIYORDA BIR SOZUNLE KIRILIVERIR DIYE KORKUYORUM…
- Benim için insanlar ikiye ayrılır sevdiklerim ve diğerleri sevdiğim insanlarda ikiye ayrılır çok sevdiklerim ve diğerleri çok sevdiğim insanlarda ikiye ayrılır SEN ve diğerleri
- Senin için yazdığım şiirlerin birinde bir mısrada gizlenen bir kelime olsam ve Sen şiiri okurken beni söylediğinde tatlı dudaklarına konan öpücük olsam.
- Ne dünden daha az Ne yarından daha çok Seni bugünde, Dün olduğu gibi Yarın olacağı gibi Çoooooooooooooooook seviyorum.
- Meleklerin saçları salkım salkım, havada dondurmadan kaleler ve her yerde kuştüyü vadiler. Bulutlara öyle baktım. Ama şimdi yalnıca güneşin önünü kesiyorlar, yağmur ve karla kaplıyorlar her yeri. Çok şey var yapabileceğim, bulutlar çıkmasalar yoluma…
- Aşk dudaklarda kahkaha değil, gözlerdeki yaştır. Maksat sevgi uğrunda ölmek değil, uğrunda ölecek sevgili bulmaktır…
- Ben, bir insanı sevme cesareti gösterdim; sen ise, bir “insan olma” cesaretini bile gösteremedin…
- Seni düşünür , seni özlerim , sevgilerin özlemlerin derinliğinde ne olur kır şeytanın bacağını birkez beni hatırla , bir sonbahar serinliğinde… Seni , senden uzakta , sensiz ,seninle yaşıyorum.
- En büyük felaketler içinde dahi ümidini kaybetme , unutmaki en yumuşak ilik en sert kemiğin içinden çıkar. Gülmek senin için bir tutku olsun , olurda bir gün ağlarsan o da mutluluktan olsun.
- Kaplanla göz göze gelmiş bir ceylan gibi , ürkek bakışlarımda sensizlik , ıskalanmış hayallerimde gençliğim ,eremediğim vuslatlarda ümidin.
- Sokakta bir kız gördüm takıldı gözlerim gözlerine, Aşığım zannetti beni kendine, Halbuki ne bilsin, Benziyordu GÖZLERI GÖZLERINE.
- Rüzgara hakim olamıyorsan yelkenlerini ona göre ayarla ve unutma ki hayat karşılaştığın güçlüklerle değil gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir
- Bir silahım olsaydı, bir silahım … Yoksulluğu şakağından, Kaybetmeyi kalbinden, ve sensizliği alnının tam ortasından vururdum.
- Dostlar ırmak gibidir, kiminin suyu az, kiminin çok… Kiminde ellerin ıslanır yalnızca kiminde ruhun yıkanır boydan boya.
- Hayatta üç şeyi sevdim; Seni, kalbimi, ümit etmeyi…Seni sevdim, sensin diye, Kalbimi sevdim, seni sevdi diye, Ümit etmeyi sevdim, belki seversin diye…
- Aşk karşındakini bulunmaz Hint kumaşı sanmanla hıyarın teki olduğunu anlaman arasında geçen zamandır
- Kalbim seni unutacak kadar adi ise ellerim onu parcalayacak kadal asildir.
- Seni seviyorum derken hiç yalan söylemedim, yalan söylerken hiç seni seviyorum demedim!!!
- Sert rüzgarlar karanlık geceleri severmiş , aynen benim seni sevdigim gibi.
- Hayat ve yaşadıklarını bir okyanus gibi düşün…. Çılgın ve deli dalgalara isteyerek girmezsin… Durgun sular kendini belli etmez ve ne zaman coşacağını sen bilemezsin.”
- DiR’ler ve DIR’lar ile biten bütün sözler yalandır.
- Gerçek dostlar yıldızlara benzerler , karanlık çökünce ilk onlar gözükürler.
- Biz birbirimize dönmüş iki ayna gibiyiz. İçimizde binlerce olsada görüntümüz biz sadece birbirimizi görürüz…
- Gerçekleştiremediğimiz Hayallerimizin Sembolü, AĞLAYAN ÇOCUK
- Umarım sevgime layık olmayan sen ahıma kurban olmaya alışırsın
- İnsanlar her ne kadar sonbaharı ayrılık mevsimi kabul etmişlerse de, kaderde ayrılık varsa sonbaharı beklemez.
- Aşk bir güle benzer çiçek kısmında aşkın sonsuzluğunu yaşarsın ,diken kısmında ise sonsuz acıları yaşarsın.
- Bulutlar yağmasa da yağmur yüklüdür sevmesini hissetmesini bilene
- seni aklıma düşüren yerçekimi değil ;yalancı yıldızlar öyle uzaksın ki; üflesem soguyacaksin….sarilsam okyanus
- Umuda kurşun sıksa da ölüm,Unutma Umuda kurşun işlemez GÜLÜM
- ONCA MAZLUMUN GÖNÜLDEN KOPAN AHLARI ELBET İNDİRİR BİR GÜN TEPENİZDEN LANETULLAHI
- Eğer güzelliği içinizde taşımıyorsanız, dünyanın neresine giderseniz gidin onu bulamazsınız
- güzel kalmayı becerebilenler yanlızca güzelliği hakedenlerdir.
- Ne zaman çöller deniz denizler çöl olursa,güneş doğmayı unutup ay çimene düşerse,dağlarda nilüfer çamlarda gül biterse,işte o zaman seni unutup başkasını SEVERİM!
- Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer kusursuz olmaya çalışmaz rahat bırakırdım yüreğimi korkmazdım daha çok riske girip sana aşık olamaktan!!!!
- Yüzükte başka isim , yürekte başka isim olmaz. İnsan olana bu yakışmaz.
- Sevmek saçak altına sığınan göçmen kuşun kar tanecikleri arasında uçuşan beyaz tüyünü görebilmektir
- KAHREDER GÖZLERİNİN O MASUM BAKIŞLARI KARA MELEK.
- Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil aynı zamanda aranan kişi olmaktır.
- Evlenmek kafese benzer içindekiler çıkmak için,dışardakiler girmek için uğraşır.
- Güler yüzle söylenen bir yalanı bir anda yuttuğumuz halde acı gerçeği ancak damla damla yutarız.
- Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir.
- Gerçek aşklar bitmesini bilen aşklar olduğuna göre,insanlar ya hep sahte aşklarıyla evlenir,yada evlenerek aşklarını sahteleştirir
- Bende Mecnundan fuzun aşıklık istiadı vardır,aşıki mecnun menem mecnunun ancak adı vardır
- Yaşamak Gecenin Tüm Karanlığına Rağmen Buğulu Bir Cama Güneşi Çizebilmektir YAŞAMAK DİRENMEKTİR
- Bu gece kayarken yıldızlar gökyüzünden ve gözümden yaşlar süzülürken dilek tutmadım ilk defa sadece teşekkür ettim tanrıya bu gece yanımda olduğun için!!
- Seni sevmek acıların en büyüğü olsa gerek,seni düşünürken gözyaşı dökmek yaşanabilecek en büyük sevinç demek.
- Bir serçeydim sürüden ayrılmış, gökyüzünde kaybolmuş, o ise bir kartalmış avlanmaya çıkmış gelmiş bula bula beni bulmuş.
- Yağmur, mutluluğuma gölge düşürmek için yağıyorsun aldırmıyorum. Niyetin beni ıslatmaksa ben zaten ağlıyorum
- DUYGULARINIZI BELLİ ETMEKTEN ASLA ÖZÜR DİLEMEYİN BURADA GERCEKLER SiZDEN ÖZÜR DİLESİN.
- HATIRLARMISIN!SEN DOĞDUĞUNDA AĞLARKEN HERKEZ GÜLÜYORDU .ÖYLE BİR ÖMÜR GEÇİRKİ HERKEZ AĞLASIN ÖLDÜĞÜNDE SEN MUTLULUKLA GÜLÜMSE.
- EVEREK YASAMAK HAYATTAKİ EN BÜYÜK MEYDAN OKUMADIR
- Ben Yalnızlığımı Anladığım Zaman Çaresiz Kaldım.
- insanları yaşlandıran yıllar değil ulaşamadığı arzularıdır bende sana ulaşamayarak bir yaş daha yaşlandım
- Seninle bir pergelin iki ayrı kolları gibiyiz ne kadar dönersen dön yine aynı yerde karşılaşacağız
- Dünyanın dört bir yanında dostlarım var dostlar ki bir kerecik selamımı almamışlar bir kerecik selamlarını almamışım ve yine dünyanın dört bir yanında düşmanlarım var düşmanlar ki kanıma susamışlar kanlarına susamışım
- Daima gülümse; çünkü dudaklarınla yapabileceğin ikinci en iyi şeydir
- Seni bulmaktan çok aramak isterim seni sevmeden önce anlamak isterim, seni bir ömür boyu bitirmek değil sana hep yeniden başlamak isterim
- Sen benimdin,rüyanın görkemiyle doldum. Ben uykuda sultandım,Uyanınca hiç oldum…
- Karanlıklara sitem edeceğimize, hepimiz karanlıkta bir mum yaksak, karanlıklar aydınlığa dönerdi
- Bana unut dediler seni unuttum;Ama seni değil, bana seni unut diyenleri
- Bir silahım olsaydı, bir silahım Yoksulluğu şakağından, Kaybetmeyi kalbinden,Ve sensizliği alnın tam ortasından vururdum
- Rüzgara hakim olamıyorsan yelkenlerini ona göre ayarla. ve unutma ki hayat karşılaştığın güçlüklerle değil gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir
- Gözlerin gökte olsaydı, yıldızlarda senin yüzünde utandırırdı yıldızları yanaklarının parlaklığı Tıpkı gün ışığının kandili utandırdığı gibi
- Dostlar ırmak gibidir, kiminin suyu az, kiminin çok…Kiminde ellerin ıslanır yalnızca kiminde ruhun yıkanır boydan boya..
- Dudakların gibi sıcaktı. kahveyi bıraktım. Dumanında hayalin vardı. sigarayı bıraktım…. Rüyalarımda sen vardın , uyumayı bırak
- Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.
- kötümser yalnız tüneli görür,iyimser tünelim sonundaki ışığı görür,gerçekçi tünelle birlikte ışığı hemde gelecek treni görür
- insanlar özgür olarak doğar,ama her yerde zincire vurulmuş olarak yaşarlar.
- eğer dünya hakkında birazcık bir şey anlamak istiyorsak hınçtan ve nefretten arınmamız gerekir
- yıldız kümelerini ilk keşfedip ad veren aşıklardır
- Bakışlarını kaldır ama bakma bana
- Sen dünyaya sürgün bir meleksin ve ben seni o kadar çok seveceğim ki bir daha cennetine dönemeyeceksin!
- Gerçek sevgi kötülük gördüğünde azalmayıp iyilik gördüğünde artmayandır.
- Sevgi karanlık bir tünelde yakılan mum ışığı gibidir… Size yolunuzu gösterir ama uzakta ne olduğunu söylemez
- KENDİ BAHÇESİNDE DAL OLAMAYAN BİRİ, GİRMİŞ BAHÇEME AGAÇLIK TAŞLIYOR.
- Paylaşacak dostlarınız yoksa iyi şeylere sahip olmanın bir zevki de yoktur
- Dal Rüzgarı Affetmiştir, ama kırılmıştır bir kere
- BIR ŞEYİ SEVMENİN YOLU, ONUN KAYBOLABİLECEĞİNİ BİLMEKTİR.
- Herkesi kusurları ile gören bir kimsenin senden de övgü ile bahsetmesini bekleme.
- Daglarda pınarlar çağlamasa, Derelerde seller kahkaha atabilir mi.?
- Durgun sular derin akar..!
- İnsan tırmanırken, dağın kafa tutmasına razı olmalıdır ..!
- Para her kapıyı acar, ancak kilitleyemez ..!
- Her bildiğini söyleme ama, her söylediğini bil ..!
- Savaşı bilmeyen barışı da bilmez ..!
- Aşk, utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır.!
- Gerçeği insanların ölçüleri ile değil, insanları gerçeğin ölçüleri ile tanı ..!
- Gözlerin konuştuğu dil her yerde aynıdır ..!
- Gelecek, umut sahipleri için vaadler ile doludur ..!
- Yeryüzündeki hiç bir uzaklık, dün kadar uzak değildir ..!
- Aldatılsan dahi sakın kimseyi aldatma.
- KaDiR kUrT
KaDiR kUrT
KaDiR kUrT
KaDiR kUrT
- Sen Beni Bir Dağın Eteğindeki Gelincik Kadar Severken Ben Seni O Dağın Doruğundaki Kardelen Kadar Özlüyorum.
- Buruk Bir Duygu Yüklenirse Yüreğine, Gözlerin Zamansız Dalıverirse Uzaklara, Hele Kulakların Deli Gibi Çınlarsa Bilki Bir Yerlerde Özlenmişsindir.
- Duyguydu Yıllarca Bozdurup Harcadığımız, Sevgiydi Gölgelerimizi Kıskandığımız, Kaderdi Pençesinden Kurtulamadığımız, Mutluluktu Tadına Doyamadığımız, Aşktanda Öte Birşeydi Adını Koyamadığımız.
- Yanağına Düşen Kar Tanesi Eriyip Dudaklarına Ulaştığında O Bir Damla Serinliği Benimle Paylaşmak İstersen Yüzüne Esen Rüzgara Dön. Bilki O Rüzgarda Ben Olacağım.
- Karanlık Aydınlıktan, Yalan Doğrudan Kaçar. Güneş Yalnızda Olsa Etrafa Işık Saçar. Üzülme Doğruların Kaderidir Yalnızlık. Kargalar Sürüyle Kartallar Yalnız Uçar.
- Gül Bahçesinde Geçsede Ömrüm, İnan Senin Üstüne Gül Koklamam Gülüm, Seni Koklamak Olsada Ölüm, İnan Uğrunda Ölmeye Değer Be Gülüm.
- Ağzımın Tadı Yoksa, Hasta Gibiysem, Boğazımda Düğümleniyorsa Lokmalar, Buluttan Nem Kapıyorsam İnan Hep Güzel Gözlerinin Hasretindendir.
- Seni Yıldızlar Kadar Çok Seviyorum. Onlar Kadar Parlak ve Onlar Kadar Yakınsın Bana, Tek Fark Onlar Milyonlarca Sen Birtanesin.
- Rüyaların En Güzelini Görürken Tanrının Seni Koruması İçin Gönderdiği Meleklerin Kanatları Öyle Büyük Olsun ki En Masum Anında Bile Sana Kimseler Zarar Veremesin.
- Gözlerin Nehir, Kirpiklerin Köprü Olsun. Ben Tam Üzerinden Geçerken İpler Kopsun, Düştüğüm O Yer Dudakların Olsun.
- Birgün Hayatın Bütün Güzelliklerinden Vazgeçip Ölüme Sessiz Sedasız Gitmek İstersen Yanıma Gel. Yanıma Gel ki; Sana Sensiz Yaşamanın, Sensiz Olmanın Ölüm Olduğunu Göstereyim.
- Dünyada 2 Renk Gül Olsun. Biri Kırmızı Diğeri Beyaz. Sen Beni Unutursan Kırmızılar Solsun, Ben Seni Unutursam Beyazlar Kefenim Olsun
- Benim Kalbimi Kırmak Suya Yazı Yazmak Kadar, Gönlümü Almak İse Güneşe Dokunmak Kadar Zordur. Sen Suya Yazı Yazmayı Başardın, Şimdi Güneşin Batmasını Bekle.
- Göz Damlalarının Yanaklarına Çizdiği Islak Patikaları Seyret, Seyret ki Yalnızlığın Acısını Anlayasın. Dudaklarını Okşayan Tuzlu Tanecikleri Hisset, Hisset ki Daha Güzel Ağlayasın.
- Birlikte Yaşayabileceğin Biriyle Değil, Onsuz Yaşayamayacağın Biriyle Ol. Gelip Boşluk Dolduranlardan Değil, Gittiğinde Yeri Dolmayanlardan Olsun.
- Bir Dost Yüzüne İhtiyaç Duyduğunda Başını Kaldır ve Gökyüzüne Bak. Güzdüzleri Bulutların Geceleri Yıldızların Arkasından Gülümsüyor Olacağım.
- Benim İçin Hayatta İki Şey Önemlidir, Biri Sen Diğeri Özgürlüğüm. Özgürlüğüm İçin Canımı, Senin İçin Özgürlüğümü Feda Ederim.
- Güller Hep Ellerinde Açsın Ama Dikenleri Batmasın. Sevda Hep Seni Bulsun Ama Seni Yaralamasın. Mutluluk Hep Yüreğine Dolsun Ama Beni Unutturmasın.
- Birgün Yağmura Yakalanırsan Benden Kaçtığın Gibi Yağmurdanda Kaç. Çünkü Bulutların Arkasında Kaybolan Aşkı İçin Ağlayan Benim.
- Uzaklıklar Küçük Sevgileri Yok Eder, Büyükleri Yüceltir. Tıpkı Rüzgarın Mumu Söndürüp Ateşi Yükselttiği Gibi.
- ARAMIZDAKİ MESAFELER HER NE KADAR UZAK OLURSA OLSUN, SONSUZLUĞA GİDEN TÜM YOLLARA ADINI YAZDIM. VE HANGİ YOLDAN GEÇERSEN GEÇ SENİ SEVDİĞİMİ OKUYACAKSIN..!
- SEN ALLAHA DİLENEN DİLEK, GÖKLERE VARAN ELLERİMSİN. SEN GÖZLERİMDEN SÜZÜLEN YAŞ, TEK DÜŞÜNCEM HASRETİMSİN. SEN SÖYLEYEMEDİĞİM, KELİMELERLE İFADE EDEMEDİĞİMSİN.!
- SANA BİR SIR VERECEĞİM; GECEDEN YANA SESSİZ, SEVDADAN YANA KUTSAL.! MERAKLANDINMI YOKSA HEYECANLANDINMI? TAMAM CANIM TAMAM SÖYLÜYORUM; SENİ ÇOK SEVİYORUM…
- Seni her özlediğimde kalbime bir yıldız koyuyorum. Ne kadar özledim diye sorarsan, kalbimde bir gökyüzü taşıyorum bunun için seni çok seviyorum.
- Mevsimlerden sonbahardayım, senin yüzünden. Dünyadaki herkes için herhangi biri ama herhangi biri için dünyalara değersin.
- 7 ayrı iklimden, 7 ayrı çiçek getirseler
7 ayrı arı, 7 ayrı çiçeğe konsa
7 ayrı bal yapsa, senin kadar tatlı olamaz. - Yaşıyorsam, bu gelecek günlerin bana seni getireceğine inandığım içindir.
- Dün yağmurlu bir akşamda çok sevdiğim bir yolcuyu uğurladım. ona en acı sözlerle güle güle benim biricik sevgilim dedim.
- Eğer bir gün gururunu yenip, bana geri dönmek istersen sakın dönme, çünkü senin gururunun bittiği yerde benim gururum başlar.
- Aşk üzerine edilmiş yeminler,kumsalda yazılmış yazılara benzer.
- Gerçekte bana ait olmayan, ama benim diyebildiğim tek varlıksın sen.
- YA TUTACAK KADAR YAKIN OL YADA UNUTCAK KADAR UZAK.
- Sıcak kalpli ol ki, Vicdanlar düşüncelerine buyur etsin.!
- İnsan vardır zamanı kendi hesabına yontar, insan da vardır bir yaşam boyu zaman onu yontar ..!
- Kalbin tik takları doğumla başlamış ölüm bestesinin mırıltılarıdır.!
- Çok yumurta ve civcivleriniz varsa, sakin hepsini bir sepete koymayın ..!
- Anlamsız hırs, aslanı fare yapan bir kapandır.!
- İnsan aşık olduğu şeyin kollarında can verir. .!
- Kristalin bedelini göze almıyan onunla oynamasın.!
- Her gülde diken olur ama, kesinlikle dikende gül bitmez ..!
- Eline gecen her fırsatta çevrene tohum saç; varsın bir başkası hasat etsin bir bahar mevsiminde ..!
- Aşk bir duygu olarak göz, gönül ve kulak menfezleriyle insanın iç alemlerine akar; vuslata dekde bir baraj gibi şişer, bir çığ gibi büyür, ve bir alev gibi onun her yanını sarar. Aşk vuslatla noktalanınca her şey durgunlaşmaya yüz tutar; ateş, söner baraj boşalır, çığda dağılır gider.
- Bebek uyurken, cicek tomurcukken, erkek dusunurken, kadin soyunurken guzeldir.
- Biz isyankar sokaklarda büyüdük anlamayız bazıları gibi ballı ekmek yemekten biz 15 yaşında dünyaya 18 yasında kasıp kavurmakta olan aşklara isyan ediyoruz. bilmeyiz kaygan pistte dans etmeyi satmayız 10 kuruş için sevdiklerimizi
- Herzaman doğruyu söyle.. Ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın
- ALLAHIN SANA VERECEGİ EN BÜYÜK CEZA MUTLULUK OLSUN AĞLAMAK İSTE FAKAT GÖZYAŞLARIN İÇİNE AKSIN
- BİR ÖMÜRKİ ELLERİMİZDEN MASUMCA KAYIP GİDİYOR SEVDİKLERİMİZE BİLE YETMEDEN
- diyorlar ki çıkmazmış bu rüya…sen kim,ben kimmişim güya…”
- yüksek tepelerde hem kartala hem de yılana rastlanır…ama birisi oraya uçarak diğeri ise sürünerek gelmiştir.
- Yokluğunda büyüttüm bu sevdayı,bunu varlığına bağışlıyorum
- ya hiç gelmeseydin.. gelişinle zuhur etmeseydin içimde ya gitmeseydin yada giderken götürseydin içimdeki seni de
- Bugün üstüne bastığın çimenler, yarin toprağının üzerinde bitecek.
- Ey insan.. ! Edep nedir diye arar, sorarsan eğer; Bil ki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül gösterebilmektir.
- Var olan her şeyin yok olandan gelmesi imkansızdır. Size ne yapacağınızı söyleyebilirler, ama ne
düşüneceğinizi asla.. ! - Göz sevdiğini, gördüğünü yitirebilir. Can gözüyse gördüğünü daima görür.
- Yiğit dediğin, güreşte rakibini yenen kimse değildir; asil yiğit kızdığı zaman öfkesini yenen
kimsedir.. ! - Tenini besleyip geliştirmeye bakma, çünkü o sonunda toprağa verilecek bir kurbandır.Sen gönlünü beslemeye bak.! Yücelere gidecek, şereflenecek odur.
- Taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir.
- insan sahte para yapar ama daha çok para sahte insan yapar…
- Bulunduğun Kıyıdan Ayrılmazsan Okyanusun Ötesindeki Adalara Asla Ulaşamazsın
- Her hatırlayış evvelinde unutmayı saklar bilir misin?Ve bilir misin ben seni bir dem olsun UNUTMADIM!….(
- özünde soyluluk yoksa insanın taç da giyse soysuzdur !!!
- Soytarılık etmeden güldürebilmek seni ekmek çalmadan doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşi içime süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu arasıra bilmiyorsun…
- Bana dünümü geri getirin, ben size yarınlarımı vereyim
- Aşık Olmak Bana Okyanusları Hatırlatırdı…Benim Aşık Olmam,Benliğimin Beni Acıtan Bütün Sırlarını Bir okyanusta Eritmek Anlamına Gelirdi
- TANRININ BANA VERDIGI EN KUTSAL HEDIYE SEVGI DOLU BIR KALP;YALNIZ, BUNUN BANA ACI VERECEGINI HIC HESABA KATMAMIS OLSA GEREK
- Sevmek bir bakıma zamanını vermektir, zaman aralarını doldurmak değil, sabahları birlikte uyanmaktır ve yelin sessizliğini gecenin gizemini bakışa bakışa duyumsamaktır sonra birbirinin damarlarında bir kavurgan kan gibi dolanmaktır…
- yasamda savaşları her zaman güçlü olanlar kazanmaz eninde sonunda kazanan kazanabilecegine inanandır
- EGER BİRGÜN BULUSACAĞIMIZ YERE GELEMEZSEM.DÜNYANIN BÜTÜN RENKLERİNDEN OLUŞAN BİR DEMET .ÇİÇEK YAPTIR.
ÇÜNKÜ BENİ SENDEN AYIRACAK OLAN TEK KUVVET ÖLÜM BENİ YAKALAMIŞ DEMEKTİR. - Sevmek Seni Seviyorum Demek Değil….. Seni Seviyorum Derken Titremektir
- SENİBENİM KADAR SEVENLER SANA BENİM KADAR HASRET KALSIN!!!
- BIR DÜSMANI AFFETMEK,BIR DOSTU AFFETMEKTEN DAHA KOLAYDIR
- ÖLÜMDEN DEĞİLDE ÖLÜMLERDEN KORKARIM,ÇÜNKÜ İLKİNDE BEN VARIM,İKİNCİSİNDE SEVDİKLERİM
- Bilir misin geceler ne kadar uzun gelir bekleyenlere, hele o beklenenler vazgeçilmezlerdense
- İNSANLAR AYA BENZER ÇÜNKÜ KİMSEYE GÖSTERMEDİKLERİ BİR KARANLIK YÜZLERİ DAHA VARDIR.
- BUGÜN SENİN İÇİN BİR BAŞKASINI TERKEDEN YARIN BİR BAŞKASI İÇİN SENİ TERKEDER.
- EĞER BİR FİKRE YETERİNCE BAĞLI KALIRSANIZ O FİKİR ARTIK SAYGIDEĞER HALE GELMİŞ DEMEKTİR.
- AŞKA BURUN KIVRMAYIN O ÇÖL ORTASINDA YEMYEŞİL BİR BAHÇEDİR O BAHÇEYE LAYIK BİR BAHÇIVAN OLMAK İÇİN HER BİTKİNİN SÜREKLİ BAKIMA İHTİYACI OLDUĞUNU UNUTMAYIN
- İNSANLARI CAHİL VE APTAL OLDUKLARI ZAMANLARDA BİLE DİNLE ÇÜNKÜ HERKESİN YAŞANMIŞ BİR HAYAT HİKAYESİ VARDIR düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm bizimde dünyamıza sabah olacak gülüm o güzel gülüşüne bir kurşun sıksada ölüm unutma umuda kurşun işlemez gülüm
- DÜNYADA BIRAKACAĞIN EN BÜYÜK MİRAS DÜRÜSTLÜKTÜR
- YELKENİNİ RÜZGARA GÖRE AYARLA ÇÜNKÜ HAYAT DENİZDE KARŞILAŞTIĞIN DALGALARLA DEĞİL GEMİYİ LİMANA YANAŞTIRIP YANAŞTIRAMADIĞINLA İLGİLENİR
- Bana hayatı 2 şey sevdirir;AŞK ve ÖZGÜRLÜK… Aşkım için canımı bile veririm…ama özgürlüğüm için aşkımı da feda ederim!!
- sen giderken birlikte ağlamıştık. şimdi yağmur yağıyorsa şehre bilki ben seni düşünüyorum yokluğunda gözyaşımı yağmurla paylaşıyorum yağmur sana yağıyor ben sana ağlıyorum.
- İnsan ya dosttur sana ya düşman;ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun ya da bir an olsun çıkmazsın akıldan
- Aşk dünyanın en tatlı mutluğuyla en derin acısından yaratılmıştır
- KİMSEYE GÖNLÜMÜ VERMEDiM içinde Seni GÖRÜRLER Diye… KİMSENİN GÖNLÜNÜ almadım içinde SENİ GÖRÜRÜM Diye…….
- önümden gitme,seni izleyemeyebilirim. Arkamdan da gelme,yol gösteremeyebilirim. Yanımda yürü ve yalnızca dostum kal.
- Bir gün cehennemde karşılaşırız seninle;sen kalp hırsızı olduğun için,ben tanrıyı bırakıp sana taptığım için…
- uzun ve sensiz bir geceden çıktım.yorulmuş rüyalara astım resmini.her sabah soyledim Günışiğin silemediği ismini
- SEVMEK BİR İHTİYAÇSA,SEVDİĞİNİ SÖYLEMEK NEDEN SUÇ OLSUN..
- BİR GÜN YAĞMURA YAKALANIRSAN BENDEN KAÇTIĞIN GİBİ YAĞMURDANDA KAÇ.ÇÜNKÜ:BULUTLARIN ARKASINDA KAYBOLAN AŞKI İÇİN AĞLAYAN BENİM
- SEVEREK YAŞAMAK,HAYATTAKİ EN BÜYÜK MEYDAN OKUMADIR
- bunca çilenin sonu değilmi bir avuç toprak olmak ama ölmekten yana korkum yok tek korkum unutulmak
- Allahım beni öyle bir sonbahar ayazı öldür ki , sevdiğim mezarıma koyacak tek bir gül bile bulamazsın…
- Aşkımı dağlara yazacaktım aşkımdan büyük dağ bulamadım..
- sensizliğin karanlık gibi çökeceği dünyamda bana aydınlığı unutturmayacak küçücük bir pencere bırak
- Ben ne Aşklar yaşadım ne vedalar ettim,ne kızgın çöllerinde yürüdüm aşkın,Senin kor dudakların vız gelir Güzelim…
- Özgürlük düşlerde değil ,kendi kendimize yükselttiğimiz çitlerin ardındadır
- kula bela gelmez,Hak yazmadikca ;Hak bela vermez,kul azmadikca ..
- UZANIP TUTSAM ELİNİ SEVSEM YİNE HİÇ BİTMEYECEKMİŞCESİNE AMA RÜYA İMİŞ TOPRAK DEGİL AMA KADER SENİ BENDEN ALAN!
- Sen Beni,Benim Seni Sevdiğim Kadar Sevseydin;Benim Seni, Senin Beni Sevdiğin Kadar Sevdiğimi A N L A R D I N
- silgin kaleminden önce bitiyorsa yanlışların çok demektir
- İşte buna aşk denir be aslanım, buna zifiri karanlık denir. Oğulları olur aşkın, kızları olur; karı, yağmuru, tipisi olur. Çamuru bile olur; lakin, gövdeni güneşin altına yaydığın bahar günleri parmakla sayılıdır. O parmakla sayılı anlar için, o birkaç yıl sonra zihninden fırlayıp fırlayıp tatlı bir yağmur olur.
- Güneşi Kaybettin diye gözlerini kapatırsan yıldızlarıda kaybedersin beni kaybettiğin gibi
- çiçeklerin en güzeli gül,güllerin en güzeli sen..çiçeklerden gülü güllerden seni seviyorum
- aglama!gozlerıne yas degmesın.gul!dudaklarından tebessum eksılmesın.sev!kalbınden yerım sılınmesın.unutma ,sen sadece benımsın….(
- SENİ BU DUNYADA 10 KİŞİ SEVİYORSA BUNLARDAN BİRİ BENİM EĞER SENİ BU DUNYADA 5 KİŞİ SEVİYORSA YİNE BUNLARDAN BİRİ BENİM EĞER BU DÜNYADA SENİ 1 KİŞİ SEVİYORSA BU KESİN BENİM EĞER BU DÜNYADA SENİ KİMSE SEVMİYORSA BİLKİ BEN ÖLMÜŞÜM
- Seni sevmek güzel şey, ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden, en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey,ama artık ben şarkı dinlemek değil,şarkı söylemek istiyorum
- BENİ BİRBEN TANIRIM,BİRDE BENİ YARATAN BANA BİR BEN LAZIMIM; BİRDE BENİ ANLAYAN.BENİ ANLIYORMUSUN
- Seni Sevdiğimi DüşüNdükçe Ölmeyi Diliyorum Tanrıdan… Her Seferinde Kalbim Başka Bir İsyan Çıkarıyor… Elimde Olsa Kalbimi Yerinden Söker Ayaklarımla Çiğnerdim… Ama Elimde Değil Ne Seni Sevmemek Nede Kalbimi Söküp Çiğneye Bilmek… Yapabildiğim Tek Şey SeNi SeVeBiLMeK..
- O GÜN BU GÜNÜ BİLSEYDİM, BU GÜN O GÜNÜ YAŞAMAK İSTEMEZDİM
- ÜÇ HARFİ YAN YANA GETİRMİŞLER GENÇLERİN BAŞINA DERT ETMİŞLER (AŞK)
- Konuşmasını biliyorsan konuş, ilham alsınlar. Konuşmasını bilmiyorsan sus adam sansınlar
- DENENDİKTEN SONRA DOST EDİNDİKLERİNİ BAĞRINA BAS AMA HER İLK TANIŞTIĞINLA DOST OLMA.
- son bulduğu yerde sevgiler, acılar başlar hüzünler…ne kadar çok sevmişse insan, o kadar acı çeker
- BEN SOSYETENIN SUSLU TASLARI UZERINDE DANS ETMESINI BILMEM AMA YARALI YUREGIMLE DELIKANLI GIBI SEVMESINI BILIRIM
- dünya 3 günlüktür.Dün, bugün ve yarın .dün gecti, yarının geleceği belli değil, öyleyse bugunun kıymetini bil
- Yaşamak için bir sebep demişti.Deniz demiştim.Öldü demişti.Bense maviliği kastetmiştim
- BiR CoCuK GüLüSüNDe, RüZGaRıN eN CaPKıN ÖPüSüNDe, yaGMuRuN HeR SaCıNa DüSüSüNDe BeNi HaTıRLa….
- ZORU BAŞARIRIM!İMKANSIZ BİRAZ ZAMANIMI ALIR
- Dün gecti, bügunu düşünüyorum, yarın var? mı?Genclıgıne güvenme ölenler hep ihtiyar mı?
- Onun unutamadığın hayali, sigarandan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine. SEVMEK ne imiş bir gün anlarsın.
- Şaşırtmıyor dostun kahpeliği Elimi sıkarken sırtıma sapladığı bıçak
- Kaybolan ümitlere bağlanmamalısın Doğacak ümitleri henüz kaybetmedik ki.
- Dün akşam yine seni düşündüm birşey tıkandı boğazıma ağlayamadım ölümmü yoksa sensizlikmi korkuttu ayırt edemedim çünkü farkı yoktu “ÖLÜM SENSİZLİKSE SENSİZLİK ZATEN ÖLÜMDÜ
- Sen hiç; bugulanmis cama seni seviyorum yazip harflerin arasindan disariyi seyrederek kar tanelerine sevdiginin hayallerinin suslettin mi
- Acımak sevgi değildir,üstünlüğün kabulüdür. Hoşgörü sevgi değidir, istemediğine katlanmaktır. Bağımlılık sevgi değildir, gereksinimin karşılanmasıdır. Sevgi değer vermesini bilmektir. Sevgi yaşama hakkını kabul etmektir. Sevgi varolmaktan kıvanç duymaktır. Sevgi eşitliğin duyumsanmasıdır
- İSSIZ BİR KALDIRIM TAŞI OLSAM VEYA GERİ ALAMAYACAGIM TEK BİR NEFES OLSAM YADA GÖZLERİNDE BİR DAMLA YAŞ BENİ SİLER GECERMİYDİN YOKSA SENİ SEVİYORUM DEYİP BENİ AFFEDERMİYDİN
- ASKI ARAMAKLA BULAMASSIN FAKAT O SENI BULDUĞUN DA
ISE KACACIP SAKLANAMASSIN.BU HUYUNDAN DOLAYI ASKI KIM ANLADIKİ SEN ANLAYAMASSIN - gülü öylesine sevmelisin ki; soranlara dikeni yok diyebilmelisin
- KISA BİR ÖYKÜDÜR HAYAT UĞRUNA UPUZUN ACILAR ÇEKTİĞİMİZ KISA BİR TÜRKÜDÜR BİR KEZ DAHA SÖYLEMEK İÇİN DELİRDİĞİMİZ…!
- Keşke dağlarda gelincik olsaydım da, okşamasını bilen avuçlarının için de solsaydım
- HAYATTA EN ACI ŞEY MERHABA DİYEREK BİRLEŞEN ELLERİN ELVEDA DİYEREK AYRILMASIDIR.
- EĞER FARKEDERSEN BU YAZIYI FARKETMEN YA DA FARKETMEMEN HİÇ FARKETMEZ SEN EN İYİSİ BU YAZIYI FARKETME TATLIM
- bazen sert bir rüzgar esebilir.o zaman boynunu eğmekten utanma.Yeniden başını kaldıracağını yalnızca rüzgarın geçmesini beklediğini düşün
- BİLİYORSUN BEN SANA DEĞİL BANA DENİZLERİN SONU KADAR UZAK OLAN O PARLAK VE ULAŞILASI ZOR OLAN GÖZLERİNE AŞIĞIM
- Bir aşkı paylaşmak için çok geç,bir paylaşıma aşık olmak içinse erken.Bir sevda yerimden vurdu zaman.Şimdi sana söylenecek tek bir cümle;bende sana yetecek kadar ben kalmadı..
- HER RÜZGARLA SALLANIRSAN OTLAR GİBİ,DAĞLAR KADAR OLSANDA BİR OTA DEĞMEZSİN:)
- İnsanlar gülümseyerek mutsuzluklarını hem gizlemesini hemde biraz yenmesini öğrenirler!
- aYRILIKTA SEVDAYA DAHİL,ÇÜNKÜ AYRILANLAR HALAAA SEVDALI.
- Gözlerdeki gözyaşı olmasaydı kalpte gökkuşağı çıkmazdı:)
- RÜZGARIN KEMANINI ÇALDIĞI VE DAMLALARIN CAMA VURDUĞU SOĞUK BİR YATAĞINIZA UZANIP HAYALİNİ KURUP KEŞKE DEDİĞİNİZ TÜM GÜZELLİKLER SİZLERİN OLSUN:)))
- BİR GÜN BENDEN AYRILIRSAN, BENDE SENİNLE GELEBİLİRMİYİM
- Bir yudum zehir olsan, biran bile düşünmeden seni içerdim, sırf seninle bir olmak ve seni içimde hissetmek için.
- Agladiginda gözlerinden akan yas olmak isterdim,yanaklarını öpmek için. Güneş her sabah doğuyor ben ise sensiz hergün biraz daha batıyorum.
- Ben alışılmış şeyler sevmem, bilirsin. Yaşamaksa dilediğim gibi yaşamalıyım Sevmekse gönlümce sevmeliyim. Kendi ellerimle yazmalıyım alınyazımı Ölmekse istediğim anda ölmeliyim…!
- sevgilim bilki senden uzak ne güzellikleri avutur beni bu şehrin, nede yıldızlı akşamları!… özlemin bir nehir olmuş YARAR GİDER İÇİMDEKİ DAĞLARI!…
- Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan, yalnız söylenen sözü duyabiliyorsan, Ne görebiliyorsun Ne de duyabiliyorsun…
- ELLERİNİ ÇEKME ELLERİMDEN, SENİNLE ÇOĞALIYOR MUTLULUĞUM! PIRILTILAR EKSİLMESİN GÖZLERİNDEN, YAŞADIĞIMI SENİNLE ANLIYORUM!
- AŞKIMIZ İKİ GÖZLÜKLÜNÜN ÖPÜŞME ÇABASIYDI GÖZLÜKLERİ ÇIKARTMAK HİÇ AKLIMIZA GELMEDİ!!
- KAĞITTAN DAĞLAR YAPTIM, MÜREKKEPTEN DENİZLER YAPTIM, HER YERE ADINI YAZDIM. HER YERE ADINI YAZINCA SENİ SEVDİĞİMİ SANDIN. BEN SENİ SEVMEDİM, SANA TAPTIM
- SeNi SeViYoRuM KeLiMeSiNi SaNa ßeNDeN ßa$Ka KiMSe DeMeSiN YaLNıZ ßaNa SaKLa DuDaKLaRıNı SeNi ßeNDeN ßa$Ka KiMSe öPMeSiN Ne oLuR HeR SeVeN SeViLSe SaNKi ßu DüNYaDa a$KTaN GüZeL Ne VaRKi GeL KoLLaRımA öYLe SaRıLKi KiMSeNiN ÇöZMeYe GüCü YeTMeSiN!!!…
- GÜLÜN DİKENLİ OLDUĞUNDAN ŞİKAYET EDECEĞİNE;DİKENLER İÇİNDE BİR GÜL YARATILDIĞINI GÖRÜP,DÜŞÜNÜP,ŞÜKRETMELİYİZ..
- Bir kızın en güzel çeyizi,öpülmemiş dudakları ve çalınmamış kalbidir.
- keşke benim kalbimle sevebilsen seni belki anlarsın içimdeki seni ve beni..
- neden bu kadar zor seni sevmek ve bulamamak,dokunmak istedikçe uzaklaşmak,düşündükçe unutmak,Neden bu kadar zor seni sevdiği halde söyleyememek, hep bir şeyler gizlemek,sana sahip olacağım yerde seni KAYBETMEK
- bir gün kırlarda gezerken eline bir papatya al ve seviyor sevmiyor yapmaya başla.seviyor çıkarsa inan ama sevmiyor çıkarsa inanma. çünkü o sadece bir PAPATYA
- Karamsar olmak zor değil, zor olan çılgın bir fırtınadan sonra gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir
- Her limana uğra ama; Demir atma
- Sen en büyük sevgiyi hakedecek kadar mükemmel ama herkesin sevmeyi hakedemeyecegi kadar özelsin!
- Beraber Ağlamaktaki tatlılık kadar hiç birşey kalpleri birbirine bağlamaz.
- mecalsiz kollarıma istiyorum kucaklamak o sonsuz maviliği gönlümü yelken yapacağım nefesimi rüzgar martıların kanatlarına asacağım yalnızlığımı onlarla çırpınıp dağılsın diye ıslık calacağım rüzgarın çığlığına eş…
- HERŞEY AKIP GİDİYOR,İNSAN AYNI SUDA İKİ KEZ YIKANAMIYOR
- HAYATIN EN GUZEL ANI HERŞEYDEN VAZGEÇTİĞİNİZ ZAMAN SİZİ HAYATA BAĞLIYAN BİRİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ ANDIR…
- Dün yine yıldızlarda seni aradım. Ama hiç biri senin olacak kadar parlak değildi.Senin güzelliğini hiçbirinde bulamadım.Ay ışığında seni aradım göremedim.Oysa her baktığım yerde sen vardın. Gözlerimi kapattım, seni düşündüm seninle oldum. Beni hissettinmi sevgilim …Seni bütün kalbimle seViyorum
- insanin hayatından daha değerli birşeyi yoksa,hayatının da değeri yoktur
- Kadın dediğin İSTANBUL gibi olmalı Fethi zor Fatihi bir tane olmalı eheh
- Gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun,,Her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun,,İsterim sen de ben gibi yan ömrüne hep ağla,,Hep ağla,,Bu benden son dua, bu benden ayrılık hediyesi olsun..
- Aramasın onu gözler O şimdi asker
- O kadar öfke doluyumki sana anlatamam.Seni bin parçaya bölsemde hırsımı alamam.Ya seveceksin yada sevmeyeceksin.Ama şunu unutma asla seveni üzmeyeceksin
- Her Delikanlının Bir Kız Arkadaşı Olur Ama ;Her Kızın Bir Delikanlı Arkadaşı Olmaz !!!
- ASK, Sevgilinin çarpık bacaklarını düz görme enayiligidir…
- insanin hayatından daha değerli birşeyi yoksa,hayatının da değeri yoktur
- iki gönül bir olunca samanlıgı polis basar:))
- Yaşam bir satranç oyunu ise , oyundan sonta Şah’ta Piyon’da hep aynı kutuya konuyor ise , nedir bu büyüklük sevdası ? …
- GİTME BİRAZ DAHA KAL YANIMDA SENİ DOYASIYA SEYRETMEK İSTİYORUM ÇAPKIN TEBESSÜMÜN OLSUN DUDAKLARINDA O HALİNLE BENDE KAL İSTİYORUM”
- Hayat yokuşunu tırmanırken, karşılaştığınız insanlara iyi davranın çünkü inişte yine onlarla karşılaşacaksınız!!!
- Hayat yolunda çıplak ayak yürüme hayal kırıkları ayağına batabilir.
- Haysiyetli bir adam deli gibi aşık olabilir ama,ahmak gibi aşık olması caiz değildir.
- Eğer çaresizseniz, bilin ki çare sizsiniz!
- Gizlilikte bir haktır. Yaşamak gibi; korumazsan kaybedersin!
- En kuvvetli gölge, nerde en çok ışık varsa ordadır.
- Bu yazıyı farkettiğinizde, farketmenizle farketmemenizin bişey farketmediğini farkedeceksiniz!
- Aşk bir tiyatroya benzer, en zor rolü bana verdiler! Önce sev, sonra unut dediler…
- Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim!
- Sen sensizliğin acısını nereden bileceksin sen hiç sensiz kalmadın ki!
- BİRGÜN BİR RÜZGAR ESERSE ORALARA SANA OLAN SEVGİMİ FISILDARSA KULAĞINA UNUTMA SENDE O RÜZGARLA BANA BİR TUTAM SEVGİ YOLLA.
- SEN ÇATLAYAN DUDAKLARIMA BİR DAMLA SU İÇİMDEKİ YAŞAMA TUTKUSU AVUÇLARIMA DÜŞEN KARTANESİ, SEN! SEVGİLİM, SEVDİĞİM, TAPTIĞIM, HERŞEYİMSİN…
- SENİ NE KADAR SEVDİĞİMİ BİLMEK İSTERSEN GÖKYÜZÜNDEN DÜŞENYAĞMUR DAMLACIKLARINI TEK TEK TUTMAYA ÇALIŞ TUTAMADIĞIN HER DAMLA SENİ SEVDİĞİMİN İSPATIDIR.
- Seni unutmayı düşündüm bu gece. Bir sigaranın üstüne adını yazdim. Sigara bittiğinde unutacaktım seni. Duman duman atacaktım,seni içimden. Rüzgar savuracaktı, kullerini fakat…Seni unutmayı düşünürken. Nerden bilebilirdim ki. Seni her nefeste içime çektiğimi!
- BIRAKIP GİTTİN BENİ SENİ UNUTTUM SANMA ZAMAN ALIŞMAYI ÖĞRETİR BELKİ AMA UNUTMAYI ASLA!..
- Ne seni unutacak kadar zaman geçecek Nede geçen zamanseni unutmaya yetecek Bırakıp gitsemde unuturum sanma Zaman alışmayı öğretir. UNUTMAYI ASLA
- Ben birine Tesadüfen Rastladım Bakışları Beni Çok Etkiledi,Duygusal Yaklaştım Kabul Etmedi, Dostluğumu Sundum Reddetti; Ben Onun Mağrur Edasını Sevdim…
- beni bu evde,bu mahalede,bu sokakta,bu sehirde ve bu dünyada göremezsen eyer ey sevdiyim, bilki ben senin gözlerinin daldigi yerdeyim
- .w!japa u!wah wnjoh!nas (baş aşşagı okuyun)
- MUTLULUGUNGÖKYÜZÜNDEN DÖKÜLEN BAHAR YAGMURLARI KADAR BOL OLSUN GÖZLERİNDEKİ MUTLULUK İSE:MUTLULUGU ARAYANLIRIN”UMUT” IŞIGI OLSUN.
- yagmuru özleyentopraklar gibi, rüzgarı bekleyen yapraklar gibi,sevgiye susamış dudaklar gibi delicesine özledim seni..
- AKLIMDA OLDUĞUNUN YARISI KADAR YANIMDA OLSAYDIN HİÇ SENSİZ KALMAZDIM
- HERKESi BiR ZAMAN iCiN ALDATABiLiRSiN, BAZI iNSANLARI HER ZAMAN ALDATABiLiRSiN AMA HERKESi HER ZAMAN ALDATAMAZSIN…
- Gözlerim yasli,icimde bir sizi,yarim benden ayri,kapim kapali anahtari sakli, biri yarimde digeri paspasin altinda…
- Aşk, onu ne kadar sevdigini anlatabilse, onu her gördüğünde karşısında hiçbirşey hissetmeyen salağı oynamayacak belki…
- o eski sevdalar bitti demeyin aşk çöllerde kaldı deyip geçmeyin halimi görmeden kararvermeyin yirminci asrın mecnunuyum ben
- kapattım kalbimi senden başkasına benim için birtek sen varsın kim ne derse desin aldırmam yanımda hep sen sen olacaksın
- Sevmeden sevilmeden bu hayat yasanmazki,kalplerdeki heyecan sebepsiz baslamazki, sen olmassa,yanimda avutamam kendimi,dört kitaba dil olsam anlatamam derdimi…
- BANA BIR SARKI SÖYLE ICINDE HUZUN OLSUN BASINA KUSLAR KONSUN SONUNDA GURBET OLSUN YARE DOYMAMAK OLSUN BANA BIR SARKI SÖYLE
- NiYETiM ACiZANE-i TACİZ ETMEK DEGiL BiLAKİS EFKAR-I UMUMUDE NACiZANE BiR ASK TEKLiFiDiR VERECEGiNiZ HER MÜSPET CEVAP HARABE-i YÜREGiMiN DERMANI OLACAKTIR
- Gayem Zatıalinizi Taciz Etmek Değil, Efkarı Umumiyede Muhabbet Kurmaktır.Cevabı Musbetiniz Kalbi Hazalimi Tamiri Temin Edeceginden Desti Muhabbetinize Talibim
- @)-,-’-,- ASKIM -,-’-,-(@@)-,-’-,- RUHUM -,-’-,-(@@)-,-’-,- BiRTANEM -,-’-,-(@@)-,-’-,- SENi -,-’-,-(@@)-,-’–,- SEVIYORUM
- HANİ SÖZLER VARDIR GÖZLERİ AĞLATIR.HANİ GÖZLER VARDIR SÖZLERİ ANLATIR.HANİ ANILAR VARDIR DEĞERİ GEÇ ANLAŞILIR.BİRDE AŞK VARDIR O DA SENİ ANLATIR…
- Hayatta kimse için ağlanmaz! Zaten ağlanmaya değer insan ağlatmaz! Eğer bir gün ağlarsan, başını dik tut ki göz yaşların ağladığın insan kadar alçalmasın…
- senin gözyaşın olmak isterdim!gözlerinde doğup,yanaklarında yaşayıp,dudaklarında ölmek için!
- sen ne bir gül ne bir buse ne de bir gelinciksin sen erişilemeyecek kadar yüksek bir dağın koparılamayan kırçiçeğisin bebeğim
- Ben seni hiç sevmedim ki okulda bana ısmarladığın tostu sevdim ketçapı sevdim kolamın son fırtını sevdim Ben seni hiç sevmedim ki kantinciyi sevdim Eceviti bile senden çok sevdim
- Bayley’s kadar tatlı,Tequila kadar çarpıcı, kanyak kadar sıcak, şampanya kadar özel, kokteyl kadar karmaşıksın…seni seviyorum
- BENKİ ASİ SÖZ DİNLEMEZ,HAKSIZLIĞA BOYUN EĞMEZ.SENİN İÇİN HEMDE KAÇ KEZ,YAŞLAR DÖKTÜM İNANMADIN…
- KOLLARINLA BENİ SARMALAYAN SEN OL DAKİKALARCA,SEN BİR BENİM OL,BİR BENİ SEVEN,SEN BİR BEN OL,İÇİMDE BENİMLE BÜYÜYEN
- SON DEFA ESMEDEN DENİZLERİME EY! DELİ FIRTINA BAĞRIMI YAKMA NEREYE GİDERSEN BENİDE GÖTÜR BU SAHİLDE BENİ YALNIZ BIRAKMA
- sensiz kaldığımda etraf sanki bir çöl nereye gitsem yoksun bulamıyorum hiçbişey yok…ne senden bi hatıra ne başka şey….haykırıyorum ama sadece ben duyuyorum
- beyaz bir incisin sen ,bilmem ne cicisin sen,sana canım diyemem,canımın içisin sen…
- SEN GÖZLERİMDE BİR RENK,KULAKLARIMDA BİR SES,VE İÇİMDE BİR NEFES OLARAK KALACAKSIN
- SENİ O KADAR ÇOK SEVECEĞİMKİ BENSİZ GÜNLERİNİ YOK SAYACAKSIN SENİ SEVDİĞİMİ HİÇ SÖYLEMEYECEĞİM GÖZLERİME BAKIP ANLAYACAKSIN.
- BİLİYORDUM SENİ SEVİYORUM DERKEN YENİ BİR ALFABE KEŞFETTİĞİMİ,KİMSENİN OKUMA YAZMA BİLMEDİĞİ BİR KENTTE…
- KaDiR KuRt
KaDiR KuRt
KaDiR KuRt
KaDiR KuRt
KaDiR KuRt
KaDiR KuRt
KaDiR KuRt
KaDiR KuRt
- KİMSİN SEN?YAŞAMAK İSTEYİPDE YAŞAYAMADIĞIM UMUTLARIMSIN.FARKINDA OLMADAN YILLARDIR BEKLEDİĞİMSİN BELKİDE…KİMSİN SEN?SEN BENİM SEVDİĞİMSİN SEVDİĞİMİ SÖYLEYEBİLDİĞİMSİN…
- DENİZ DALGASIZ OLMAZ GÖNÜL SEVDASIZ OLMAZ YARİ GÜZEL OLANIN BAŞI BELASIZ OLMAZ..
- DOST BAZEN MİNİK BİR KUŞBAZEN VAR OLMAYAN SEVGİLİ,KİMİ ZAMAN SAKSIDA BİR ÇİÇEKTİR, AMA ASIL DOST SENİ SENDEN ÇOK SEVENDİR
Ahiret Günü, kabir
Yazan: firtina 04 Ağustos 2011 Perşembe
Kategori: müslümanlık
Yapılan iyiliğe verilen karşılık “mükâfat”; işlenen kötülüğün karşılığı da “ceza “dır. İnsanlar bu dünyaya imtihan edilmek üzere gönderilmiş, yapmakla yükümlü oldukları görevler kendilerine…
KIYAMET Daha önce de belirttiğimiz gibi, Allah’ın takdir ettiği zaman gelince, dört büyük melekten biri olan İsrafil’in “Sûr” denilen bir vasıtaya üfürmesi ile çok korkunç bir ses meydana gelecek, bu sesin…
İnsanın ölümünden, kıyamet günü yeniden dirilmesine kadar ge¬çecek olan zamana “kabir hayatı”; bu zaman içinde bulunacağı yere de “kabir” denir. İnsan ölünce bedeni çürür, toprağa karışır, fakat…
Her insanın dünyada yaşayacağı belirli bir süre vardır. Bu süre bi-tince insan ölür. İnsan, beden ve röhun birleşmesinden meydana gelen bir varlıktır. Bedenimize canlılık ve hareket veren ruhtur. Allah’ın takdir et¬tiği…
a) Âhiret gününe inanmak insana sorumluluk duygusu kazandırır. Sorumluluk duygusu taşıyan bir insan davranışlarına dikkat eder. Âhirete inanmak demek; öldükten sonra tekrar dirileceğimize ve dünyada yaptığımız işlerden Allah’ın…
İmanın şartlarından beşincisi “Ahiret Gününe İnanmak”tır. İnsanların ve diğer canlıların bir sonu olduğu gibi üzerinde yaşadığımız dünyanında bir gün sonu gelecektir. Allah’ın takdir ettiği zaman gelince…
003- Ali-imran Suresi,,,.
Yazan: firtina 04 Ağustos 2011 Perşembe
Kategori: müslümanlık
ÂLİ İMRÂN
Bismillâhirrahmânirrahîm
3/ÂLİ İMRÂN-1: Elif lâm mîm.
Elif lâm mîm.
3/ÂLİ İMRÂN-2: Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu).
Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur, O, Hayy’dır (hayattadır), Kayyum’dur (ezelî ve ebedîdir).
3/ÂLİ İMRÂN-3: Nezzele aleykel kitâbe bil hakkı musaddikan limâ beyne yedeyhi ve enzelet tevrâte vel incîl(incîle).
Sana, onların ellerindeki (kitapları) tasdik eden Kitab’ı (Kur’ânı) hak ile, kısım kısım (âyet âyet) indirdi. Ve Tevrat ve İncil’i de indirdi.
3/ÂLİ İMRÂN-4: Min kablu huden lin nâsi ve enzelel furkân(furkâne), innellezîne keferû bi âyâtillâhi lehum azâbun şedîd(şedîdun), vallâhu azîzun zuntikâm(zuntikâmin).
Daha önce insanlar için, hidayete erdirici olarak (Tevrat’ı ve İncil’i indirdi) ve (sonra da) Furkan’ı (Hak ile bâtılı ayıran Kur’ân’ı) indirdi. Muhakkak ki onlar, Allah’ın âyetlerini inkâr ettiler. Onlar için şiddetli azap vardır. Ve Allah Azîz’dir, intikam sahibidir (intikam alandır).
3/ÂLİ İMRÂN-5: İnnallâhe lâ yahfâ aleyhi şey’un fîl ardı ve lâ fîs semâ’(semâi).
Muhakkak ki Allah’a yeryüzünde (hiç) bir şey gizli değildir ve gökte de…
3/ÂLİ İMRÂN-6: Huvellezî yusavvirukum fîl erhâmi keyfe yeşâ’(yeşâu), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
O (Allah) ki, rahimlerde sizi dilediği gibi tasvir eder (şekil verir). O’ndan başka ilâh yoktur. O Azîz’dir, Hakîm’dir.
3/ÂLİ İMRÂN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Kitab’ı sana indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab’ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te’vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O’na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl’elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).
3/ÂLİ İMRÂN-8: Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh(rahmeten), inneke entel vehhâb(vehhâbu).
Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra, kalplerimizi saptırma. Senin katından bize vehbi olarak rahmet bağışla. Muhakkak ki sen, Vehhab’sın (vehbi olarak bağışlayansın).
3/ÂLİ İMRÂN-9: Rabbenâ inneke câmiun nâsi li yevmin lâ raybe fîh(fîhî), innallâhe lâ yuhliful mîâd(mîâde).
Rabbimiz muhakkak ki insanları, hakkında şüphe olmayan günde toplayacak olan Sen’sin. Muhakkak ki Allah vaadinden dönmez.
3/ÂLİ İMRÂN-10: İnnellezîne keferû len tuğniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ûlâike hum vekûdun nâr(nâri).
Muhakkak ki Allah’tan gelen bir şeye (azaba) karşı, kâfirlere, onların malları ve evlâtları asla bir fayda vermez. Ve işte onlar, onlar ateşin yakıtıdırlar.
3/ÂLİ İMRÂN-11: Ke de’bi âli fir’avne, vellezîne min kablihim kezzebû bi âyâtinâ, fe ehazehumullâhu bi zunûbihim vallâhu şedîdul ıkâb(ıkâbi).
(Onların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Âyetlerimizi yalanladılar, bunun üzerine Allah, onları günahları sebebiyle yakaladı. Ve Allah ikâbı (azabı) şiddetli olandır.
3/ÂLİ İMRÂN-12: Kul lillezîne keferû se tuglebûne ve tuhşerûne ilâ cehennem(cehenneme), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
Kâfir olanlara de ki: “Yakında mağlup olacaksınız, cehennenemde toplanacaksınız. Ve (o) ne kötü bir döşektir.”
3/ÂLİ İMRÂN-13: Kad kâne lekum âyetun fî fieteynil tekatâ fietun tukâtilu fî sebîlillâhi ve uhrâ kâfiratun yeravnehum misleyhim ra’yel ayn(ayni), vallâhu yûeyyidu bi nasrihî men yeşâ’(yeşâu) inne fî zâlike le ibreten li ulîl ebsâr(ebsâri).
(Bedir savaşında) çarpışan iki fırka, sizin için bir ibret olmuştur. Bir fırka Allah’ın yolunda savaşıyor ve diğeri kâfir olan (fırka), onları (bizzat) gözleri ile kendilerinin iki misli görüyorlardı. Ve Allah dilediğini, kendi yardımı ile destekler. Muhakkak ki bunda, ulûl ebsar (basîret sahipleri) için mutlaka ibret vardır.
3/ÂLİ İMRÂN-14: Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
İnsanlara, “kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan” şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O’nun katındaki en güzel sığınaktır.
3/ÂLİ İMRÂN-15: Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
De ki: “Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahibi olanlar için, Rabb’lerinin katında, içinde devamlı kalacakları, altından nehirler akan cennetler, temiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah kullarını en iyi görendir.
3/ÂLİ İMRÂN-16: Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr(nâri).
Onlar (takva sahipleri): “Rabbimiz, biz hiç şüphesiz mü’min olduk (îmân ettik), artık bizim günahlarımızı (sevaba çevirerek) bize mağfiret et ve bizi ateş azabından koru.” derler.
3/ÂLİ İMRÂN-17: Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr(eshâri).
(Onlar), sabredenler, sâdıklar (ahdlerine vefa edenler), kânitîn olanlar (Allah’ın huzurunda saygı ile duranlar), infâk edenler (Allah için verenler) ve seherlerde mağfiret dileyenlerdir.
3/ÂLİ İMRÂN-18: Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allah, şehâdet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O’ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (şahit oldular) ki, O’ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz’dir, Hakîm’dir.
3/ÂLİ İMRÂN-19: İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Muhakkak ki Allah’ın indinde dîn, İslâm’dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah’ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.
3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: “Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah’a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.
3/ÂLİ İMRÂN-21: İnnellezîne yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayri hakkın ve yaktulûnellezîne ye’murûne bil kıstı minen nâsi, fe beşşirhum bi azâbin elîm(elîmin).
Muhakkak ki, Allah’ın âyetlerini inkâr edenleri, peygamberleri haksız yere öldürenleri, insanlardan adalet ile emredenleri öldürenleri artık “elîm azap” ile müjdele.
3/ÂLİ İMRÂN-22: Ulâikellezîne habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhirah(âhirati), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
İşte onların amelleri dünyada ve âhirette hebâ olmuştur. Ve onlar için bir yardımcı yoktur.
3/ÂLİ İMRÂN-23: E lem tera ilellezîne ûtû nasîben minel kitâbi yud’avne ilâ kitâbillâhi li yahkume beynehum summe yetevellâ ferîkun minhum ve hum mu’ridûn(mu’ridûne).
Kendilerine Kitab’dan nasip verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm vermek için Allah’ın Kitab’ına davet olunuyorlar, sonra onlardan bir grub geri dönüyor ve onlar yüz çevirenlerdir.
3/ÂLİ İMRÂN-24: Zâlike bi ennehum kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdât(ma’dûdâtin), ve garrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Bu, onların “Ateş bize sayılı günlerden başka asla dokunmayacak” demeleri sebebiyledir. Ve onların dînleri hakkında iftira etmiş oldukları şeyler, kendilerini aldattı.
3/ÂLİ İMRÂN-25: Fe keyfe izâ cema’nâhum li yevmin lâ raybe fîhi ve vuffiyet kullu nefsin mâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
O halde, hakkında şüphe olmayan bir gün için onları topladığımız ve her nefse, kazandığının karşılığı verildiği zaman halleri nasıl olacak? Ve onlar zulüm olunmazlar (haksızlığa uğramazlar).
3/ÂLİ İMRÂN-26: Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
De ki: “Mülkün mâliki olan Allah’ım. Mülkü dilediğine verirsin ve dilediğinden mülkü alırsın. Ve dilediğini azîz kılarsın ve dilediğini zelil edersin. “Hayır” senin elindedir. Muhakkak ki sen herşeye kaadirsin.
3/ÂLİ İMRÂN-27: Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).
Geceyi gündüzün içine sokarsın ve gündüzü gecenin içine sokarsın. Canlıyı ölüden çıkarırsın ve ölüyü canlıdan çıkarırsın. Ve dilediğin kimseyi hesapsız rızıklandırırsın.
3/ÂLİ İMRÂN-28: Lâ yettehizil mu’minûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn(mu’minîne), ve men yef’al zâlike fe leyse minallâhi fî şey’in illâ en tettekû minhum tukâta(tukâten), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), ve ilallâhil masîr(masîru).
Mü’minler, mü’minlerden başkasını (yani) kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, o Allah’dan bir şeyin (rahmet ve fazlın) içinde değildir. Onlardan korunmanız için sakınmanız (dost olmanız) hariç. Ve Allah, sizi kendisinden sakındırır (takva sahibi olmanızı ister). Ve dönüş Allah’adır (ruhun ulaşacağı makam, Allah’ın Zat’ıdır).
3/ÂLİ İMRÂN-29: Kul in tuhfû mâ fî sudûrikum ev tubdûhu ya’lemhullâh(ya’lemhullâhu), ve ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
De ki: Sinelerinizde olanı, gizleseniz veya onu açıklasanız da, Allah onu bilir. Ve (Allah), göklerde ve yerde olanları bilir. Ve Allah herşeye kadîrdir.
3/ÂLİ İMRÂN-30: Yevme tecidu kullu nefsin mâ amilet min hayrin muhdâran, ve mâ amilet min sû’(sûin), teveddu lev enne beynehâ ve beynehû emeden baîdâ(baîden), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), vallâhu raûfun bil ıbâd(ıbâdi).
O gün her nefs, hayırdan ne yaptıysa onu hazır olarak bulur (hayat filminde tüm yaptıklarını görür). Ve kötülükten ne yaptı ise, onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını temenni eder. Ve Allah sizi, kendisinden sakındırır (Takva sahibi olmanızı, ölmeden önce, ruhunuzu Allah’a ulaştırmanızı ister). Ve Allah kullarına karşı Raûf’tur.
3/ÂLİ İMRÂN-31: Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah “Gafur”dur, “Rahîm”dir.”
3/ÂLİ İMRÂN-32: Kul etîûllâhe ver resûl(resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn(kâfirîne).
De ki: “Allah’a ve Resûl’e itaat ediniz.” Bundan sonra eğer dönerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez.
3/ÂLİ İMRÂN-33: İnnallâhestafâ âdeme ve nûhan ve âle ibrâhîme ve âle imrâne alel âlemîn(âlemîne).
Muhakkak ki Allah, Hazreti Âdem’i, Hazreti Nuh’u, Hazreti İbrâhîm’in ailesini ve İmran ailesini, âlemlerin üstüne seçti.
3/ÂLİ İMRÂN-34: Zurriyyeten ba’duhâ min ba’d(ba’din), vallâhu semîun alîm(alîmun).
(Onlar) birbirinin zürriyetindendir (neslindendir). Ve Allah Semî ‘dir (en iyi işitendir), Alîm’dir (en iyi bilendir).
3/ÂLİ İMRÂN-35: İz kâlet imraetu ımrâne rabbi innî nezertu leke mâ fî batnî muharraran fe tekabbel minnî, inneke entes semîul alîm(alîmu).
İmrân’ın eşi (Hanne): “Rabbim ben, karnımda olanı (doğacak çocuğumu), hür olarak senin için (yalnız sana itaat ve ibadet etsin diye) nezrettim (adadım). Artık (onu) benden kabul buyur. Muhakkak ki Sen Semi’sin (en iyi işitensin), Alîm’sin (en iyi bilensin).” demişti.
3/ÂLİ İMRÂN-36: Fe lemmâ vadaathâ kâlet rabbi innî vada’tuhâ unsâ vallâhu a’lemu bi mâ vadaat ve leysez zekeru kel unsâ, ve innî semmeytuhâ meryeme ve innî uîzuhâ bike ve zurriyyetehâ mineş şeytânir racîm(racîmi).
Fakat onu doğurunca: “Rabbim, gerçekten ben onu kız olarak doğurdum” dedi. Ve Allah, onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu. “Erkek, kız (çocuğu) gibi değildir. Ben onu, “Meryem” diye isimlendirdim ve muhakkak ki ben, onu ve onun zurriyetini, taşlanmış şeytandan Sana sığındırırım” dedi.
3/ÂLİ İMRÂN-37: Fe tekabbelehâ rabbuhâ bi kabûlin hasenin ve enbetehâ nebâten hasenen, ve keffelehâ zekeriyyâ kullemâ dehale aleyhâ zekeriyyal mihrâbe, vecede indehâ rızkâ(rızkan), kâle yâ meryemu ennâ leki hâzâ kâlet huve min indillâh(indillâhi), innallâhe yerzuku men yeşâu bi gayri hısâb(hısâbın).
Böylece Rabbi onu güzel bir kabulle kabul buyurdu, güzel bir şekilde yetiştirdi. Ve Zekeriyya (A.S)’ı, ona bakmakla mükellef kıldı. Zekeriyya (A.S), onun yanına mihraba her girişinde, onun yanında bir rızık bulurdu, “Yâ Meryem, bu sana nasıl, nereden (geldi)” deyince, o da: “O, Allah’ın katından” diyordu. Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır.
3/ÂLİ İMRÂN-38: Hunâlike deâ zekeriyyâ rabbeh(rabbehu), kâle rabbi heblî min ledunke zurriyyeten tayyibeh(tayyibeten), inneke semîud duâ’(duâi).
Zekeriyya (A.S), işte orada Rabbine dua etti: “Rabbim, bana Senin katından temiz bir nesil bağışla, muhakkak ki sen duayı en iyi işitensin” dedi.
3/ÂLİ İMRÂN-39: Fe nâdethul melâiketu ve huve kâimun yusallî fîl mihrâbi, ennallâhe yubeşşiruke bi yahyâ musaddikan bi kelimetin minallâhi ve seyyiden ve hasûran ve nebiyyen mines sâlihîn(sâlihîne).
Bunun üzerine, o (Zekeriyya A.S) mihrabda kaim olarak namaz kılarken, melekler, “Allah’ın, onu, “Allah’tan bir kelimeyi (Hazreti İsa’yı) tasdik edici olarak, seyyid, nefsine hakim, ve Nebî olan, salihlerden “Yahya” ile müjdelediğini” nidâ ettiler (bildirdiler).
3/ÂLİ İMRÂN-40: Kâle rabbi ennâ yekûnu lî gulâmun ve kad beleganiyel kiberu vemraetî âkir(âkirun), kâle kezâlikellâhu yef’alu mâ yeşâ’(yeşâu).
(Zekeriyâ A.S) : “Rabbim benim oğlum nasıl olur, bana ihtiyarlık erişmişken. Ve benim kadınım da kısırdır.” dedi. (Allah da ): “İşte böyle, Allah dilediğini yapar.” buyurdu.
3/ÂLİ İMRÂN-41: Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâsete eyyâmin illâ remzâ(remzan), vezkur rabbeke kesîran ve sebbih bil aşiyyi vel ibkâr(ibkâri).
(Zekeriyâ A.S): “Rabbim bana bir alâmet (işâret) kıl” dedi. (Allah): “Senin alâmetin üç gün insanlarla rumuzdan (işaretten) başka bir şekilde konuşmamandır. Ve Rabbini çok zikret ve O’nu, akşam ve sabah tesbih et.” buyurdu.
3/ÂLİ İMRÂN-42: Ve iz kâletil melâiketu yâ meryemu innallâhastafâki ve tahhareki vestafâki alâ nisâil âlemîn(âlemîne).
Ve melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem muhakkak ki Allah, seni seçti ve tertemiz yarattı ve seni âlemlerin kadınları üzerine üstün kıldı.”
3/ÂLİ İMRÂN-43: Yâ meryemuknutî li rabbiki vescudî verkai mear râkiîn(râkiîne).
Ey Meryem! Rabbin için kânitîn ol (Rabb’inin huzurunda huşû ile dur) ve secde et ve rukû edenlerle birlikte rukû et.
3/ÂLİ İMRÂN-44: Zâlike min enbâil gaybi nûhîhi ileyk(ileyke), ve mâ kunte ledeyhim iz yulkûne eklâmehum eyyuhum yekfulu meryeme, ve mâ kunte ledeyhim iz yahtesımûn(yahtesımûne).
İşte bu, gayb haberlerindendir, onu sana vahyediyoruz. Ve “Meryem’e, onlardan hangisi kefil (vekil) olacak?” diye, onlar (kur’a çekmek için) kalemlerini attıkları zaman, sen onların yanlarında değildin. Ve onlar tartışırken de, sen onların yanlarında değildin.
3/ÂLİ İMRÂN-45: İz kâletil melâiketu yâ meryemu innallâhe yubeşşiruki bi kelimetin minh(minhu), ismuhul mesîhu îsebnu meryeme vecîhan fîd dunyâ vel âhıreti ve minel mukarrebîn(mukarrebîne).
Melekler şöyle demişlerdir: “Ey Meryem,! Muhakkak ki Allah, Kendinden bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun ismi “Mesih, Meryem oğlu Îsâ’dır. Dünyada ve ahirette şereflidir ve mukarrebinlerdendir.”
3/ÂLİ İMRÂN-46: Ve yukellimun nâse fîl mehdi ve kehlen ve mines sâlihîn(sâlihîne).
Ve beşikteyken ve yetişkin olunca da insanlarla konuşacak. Ve o sâlihlerdendir.
3/ÂLİ İMRÂN-47: Kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veledun ve lem yemsesnî beşer(beşerun), kâle kezâlikillâhu yahluku mâ yeşâ’(yeşâu) izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).
(Hz Meryem): “Rabbim, benim çoçuğum nasıl olur? Bana bir beşer dokunmadı” dedi. (Allah şöyle buyurdu): “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır. Bir emrin (işin) olmasını takdir ettiği zaman, sadece ona “ol!” der, o hemen olur.”
3/ÂLİ İMRÂN-48: Ve yuallimuhul kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl(incîle).
Ve (Allah) ona Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.
3/ÂLİ İMRÂN-49: Ve resûlen ilâ benî isrâîle ennî kad ci’tukum bi âyetin min rabbikum, ennî ehluku lekum minet tîni ke heyetit tayri fe enfuhu fîhi fe yekûnu tayran bi iznillâh(iznillâhi), ve ubriul ekmehe vel ebrasa ve uhyîl mevtâ bi iznillâh(iznillâhi), ve unebbiukum bi mâ te’kulûne ve mâ teddehırûne, fî buyûtikum inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ve onu (Meryem oğlu Îsâ Mesih’i ), “Benî İsrâîl’e (İsrailoğulları’na)” resûl olarak gönderecek. (Onlara şöyle diyecek): “Muhakkak ki ben size Rabbiniz’den âyet (mucizeler) getirdim. Ben gerçekten size nemli topraktan kuş heykeli yaparım, sonra onun içine üflerim. O zaman o, Allah’ın izniyle kuş olur. Doğuştan kör olanı ve abraş hastalığını iyileştiririm. Ve Allah’ın izniyle ölüyü diriltirim. Yediğiniz şeyleri ve evlerinizde biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Eğer siz mü’minler iseniz muhakkak ki bunlarda sizin için elbette âyetler (deliller) vardır.”
3/ÂLİ İMRÂN-50: Ve musaddikan limâ beyne yedeyye minet tevrâti ve li uhılle lekum ba’dallezî hurrime aleykum ve ci’tukum bi âyetin min rabbikum fettekûllâhe ve etîûn(etîûni).
Ve önümde bulunan Tevrat’tan (olan âyetleri ) tasdik edici olarak, ve de size haram kılınmış olan bazı şeyleri helâl kılmak için, Rabbiniz’den size âyet getirdim. Allah’a karşı takva sahibi olunuz. Ve bana itaat ediniz.
3/ÂLİ İMRÂN-51: İnnallâhe rabbî ve rabbikum fa’budûh(fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustakîm(mustakîmun).
Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz’dir. O halde O’na kul olun. (İşte) bu “Sırâtı Mustakîm’dir (Allah’a ulaştıran yoldur).”
3/ÂLİ İMRÂN-52: Fe lemmâ ehassa îsâ min humul kufre kâle men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), âmennâ billâh(billâhi), veşhed bi ennâ muslimûn(muslimûne).
Fakat İsa, onlardan inkâr hissedince “Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız, Allah’a îman ettik (ruhumuzu ölmeden önce Allah’a ulaştırmayı diledik) ve bizim (Allah’a) teslim olduğumuza şahit ol.” dediler.
3/ÂLİ İMRÂN-53: Rabbenâ âmennâ bi mâ enzelte vetteba’nâr resûle fektubnâ meaş şâhidîn(şâhidîne).
Rabbimiz, Senin indirdiğin şeye inandık ve Resûl’e tâbî olduk, artık bizi şahitlerle beraber yaz.
3/ÂLİ İMRÂN-54: Ve mekerû ve mekarallâh(mekarallâhu), vallâhu hayrul mâkirîn(mâkirîne).
Ve onlar hile yaptılar, Allah da (onlara) hile yaptı. Ve Allah, (hileye karşı) hile yapanların en hayırlısıdır.
3/ÂLİ İMRÂN-55: İz kâlellâhu yâ îsâ innî muteveffîke ve râfiuke ileyye ve mutahhiruke minellezîne keferû ve câilullezînettebeûke fevkallezîne keferû ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti), summe ileyye merciukum fe ahkumu beynekum fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
Allah, şöyle buyurmuştu: “Ey Îsâ! Muhakkak ki seni vefat ettirecek olan ve seni Kendime (katıma) yükseltecek olan ve kâfirlerden temizleyecek olan Benim. Sana tâbî olanları kıyâmet gününe kadar, kâfirlerden üstün kılacak olan Benim. Sonra sizin merciiniz Benim (dönüşünüz Bana’dır). O zaman sizin ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler hakkında aranızda hüküm vereceğim.”
3/ÂLİ İMRÂN-56: Fe emmellezîne keferû fe uazzibuhum azâben şedîden fîd dunyâ vel âhıreti, ve mâ lehum min nâsirîn(nâsirîne).
Fakat inkâr edenlere ise, o taktirde dünyada ve ahirette şiddetli azapla azap edeceğim. Ve onların bir yardımcısı yoktur.
3/ÂLİ İMRÂN-57: Ve emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe yuveffîhim ucûrehum vallâhu lâ yuhibbuz zâlimîn(zâlimîne).
Lakin, âmenû olan (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyen) ve amilus sâlihat (nefsi tezkiye edici amel) yapanlara ise ecirleri (mükafaatları) ödenir. Ve Allah, zâlimleri sevmez.
3/ÂLİ İMRÂN-58: Zâlike netlûhu aleyke minel âyâti vez zikril hakîm hakîmi).
Bu sana tilavet ettiklerimiz (anlattıklarımız), âyetlerden ve Hakîm olan (hüküm ve hikmet içeren) Zikir’dendir.
3/ÂLİ İMRÂN-59: İnne mesele îsâ indallâhi ke meseli âdem(âdeme), halakahu min turâbin summe kâle lehu kun fe yekûn(yekûnu).
Muhakkak ki Allah’ın indinde (nezdinde) Hz. Îsâ’nın durumu, Hz. Âdem’in durumu (yaratılışı) gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi ( ve o oldu).
3/ÂLİ İMRÂN-60: El hakku min rabbike fe lâ tekun minel mumterîn(mumterîne).
Hak, senin Rabbin’dendir. Öyleyse şüphe edenlerden olma!
3/ÂLİ İMRÂN-61: Fe men hâcceke fîhi min ba’di mâ câeke minel ilmi fe kul teâlev ned’u ebnâenâ ve ebnâekum ve nisâenâ ve nisâekum ve enfusenâ ve enfusekum summe nebtehil fe nec’al la’netallâhi alel kâzibîn(kâzibîne).
Artık kim sana gelen ilimden sonra, onun hakkında seninle tartışırsa o zaman de ki: ”Gelin, sizler ve bizler de dahil olmak üzere oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım (bir araya toplanalım). Sonra dua edelim, böylece Allah’ın lânetini yalancıların üzerine kılalım.”
3/ÂLİ İMRÂN-62: İnne hâzâ le huvel kasasul hakk(hakku), ve mâ min ilâhin illâllâh(illâllâhu), ve innellâhe le huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Muhakkak ki bu (Hz. Îsâ hakkında anlatılan), gerçekten “hak kısas”tır (gerçektir). Ve Allah’tan başka bir ilâh yoktur. Ve muhakkak ki Allah, gerçekten O Azîz’dir, Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
3/ÂLİ İMRÂN-63: Fe in tevellev fe innallâhe alîmun bil mufsidîn(mufsidîne).
Buna rağmen dönerlerse, o zaman muhakkak ki Allah, fesat çıkaranları en iyi bilendir.
3/ÂLİ İMRÂN-64: Kul yâ ehlel kitâbi teâlev ilâ kelimetin sevâin beynenâ ve beynekum ellâ na’bude illâllâhe ve lâ nuşrike bihî şey’en ve lâ yettehize ba’dunâ ba’den erbâben min dûnillâh(dûnillâhi), fe in tevellev fe kûlûşhedû bi ennâ muslimûn(muslimûne).
De ki: “Ey Kitab Ehli! Sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye (Tevhit sözüne) geliniz. Allah’tan başkasına kul olmayalım ve O’na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayalım ve bir kısmımız, bazılarını, Allah’tan başka Rab’ler edinmesinler.” Bundan sonra eğer dönerlerse, o zaman; “Bizim müslüman olduğumuza (teslim olduğumuza) şahit olun” deyiniz.
3/ÂLİ İMRÂN-65: Yâ ehlel kitâbi lime tuhâccûne fî ibrâhîme ve mâ unziletit tevrâtu vel incîlu illâ min ba’dih(ba’dihî), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
Ey Kitab ehli! Hz. İbrahim hakkında nasıl tartışıyorsunuz ki; Tevrat ve İncil ondan önce indirilmedi ki (ondan sonra indirildi). Hâlâ akıl etmiyor musunuz?
3/ÂLİ İMRÂN-66: Hâ entum hâulâi hâcectum fî mâ lekum bihî ilmun fe lime tuhâccûne fî mâ leyse lekum bihî ilm(ilmun), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
İşte siz busunuz. Kendisine dair ilminiz olmayan bir şey hakkında tartıştınız. Artık bilginiz olmayan bir şey hakkında siz niçin tartışıyorsunuz? Ve Allah bilir ve siz bilmezsiniz.
3/ÂLİ İMRÂN-67: Mâ kâne ibrâhîmu yahûdiyyen ve lâ nasrâniyyen ve lâkin kâne hanîfen muslimâ(muslimen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
Hz. İbrâhîm, yahudi veya nasrani olmadı. Fakat hanif (Allah’ın tek oluşuna, ölmeden önce ruhun O’na ulaştırılmasının ve Allah’a teslim olmanın farz olduğuna inanan), (Allah’a teslim olmuş) bir müslümandı. Ve o müşriklerden olmadı.
3/ÂLİ İMRÂN-68: İnne evlen nâsi bi ibrâhîme lellezînettebeûhu ve hâzan nebiyyu vellezîne âmenû vallâhu veliyyul mu’minîn(mu’minîne).
Muhakkak ki Hz.İbrâhîm’e insanların en yakın olanı elbette ona tâbî olanlar ve bu peygamber (Hz. Muhammed) ve âmenû olanlardır (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir). Ve Allah, mü’minlerin dostudur.
3/ÂLİ İMRÂN-69: Veddet tâifetun min ehlil kitâbi lev yudillûnekum ve mâ yudıllûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Ehli Kitap’tan bir grup sizi dalâlete düşürmeyi diledi. Onlar, kendilerinden başkasını dalâlete düşüremezler. Ve onlar farkında değiller.
3/ÂLİ İMRÂN-70: Yâ ehlel kitâbi lime tekfurûne bi âyâtillâhi ve entum teşhedûn(teşhedûne).
Ey Ehli Kitap! Siz şahit olduğunuz halde niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
3/ÂLİ İMRÂN-71: Ya ehlel kitâbi lime telbisûnel hakka bil bâtılı ve tektumûnel hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ey Kitap Ehli! Niçin hakkı bâtıl ile karıştırıyorsunuz? Ve siz bildiğiniz halde hakkı niçin gizliyorsunuz?
3/ÂLİ İMRÂN-72: Ve kâlet tâifetun min ehlil kitâbi âminû billezî unzile alellezîne âmenû vechen nehâri vekfurû âhirahu leallehum yerciûn(yerciûne).
Kitap ehlinden bir grup (diğerlerine): “Âmenû olanlara indirilmiş olana, gündüz îmân edin, ve (günün) sonunda (akşamleyin) inkâr edin. Umulur ki böylece onlar (dînlerinden) dönerler.” dediler.
3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah’a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz’in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm’dir (en iyi bilendir).
3/ÂLİ İMRÂN-74: Yahtassu bi rahmetihî men yeşâ’(yeşâu), vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Rahmetini dilediğine tahsis eder. Ve Allah, “Büyük Fazl” sahibidir.
3/ÂLİ İMRÂN-75: Ve min ehlil kitâbi men in te’menhu bi kıntârin yueddihî ileyk(ileyke), ve minhum men in te’menhu bi dînârin lâ yueddihî ileyke illâ mâ dumte aleyhi kâimâ(kâimen), zâlike bi ennehum kâlû leyse aleynâ fîl ummiyyîne sebîl(sebîlun), ve yekûlûne alâllâhil kezibe ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Kitap ehlinden öyle kimseler var ki; ona kantar kantar (altın) emanet etsen onu sana iade eder. Ve yine onlardan öyle kimseler var ki; eğer ona bir dinar emanet versen başında devamlı dikilmedikçe onu sana iade etmez. Bu onların: “Ümmiler hakkında bizim üzerimize bir yol (sorumluluk) yoktur.” demelerindendir. Allah’a karşı bilerek yalan söylüyorlar.
3/ÂLİ İMRÂN-76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).
Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takva sahibi olursa, o taktirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever.
3/ÂLİ İMRÂN-77: İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ulâike lâ halaka lehum fîl âhırati ve lâ yukellimuhumullâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Muhakkak ki onlar; Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette bir nasip yoktur. Ve Allah onlar ile konuşmayacak ve kıyamet günü onlara nazar etmeyecek (bakmayacak). Ve onları temize çıkarmayacak ve onlar için elim azap vardır.
3/ÂLİ İMRÂN-78: Ve inne minhum le ferîkan yelvûne elsinetehum bil kitâbi li tahsebûhu minel kitâbi ve mâ huve minel kitâb(kitâbi), ve yekûlûne huve min indillâhi ve mâ huve min indillâh(indillâhi), ve yekûlûne alâllâhil kezibe ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve muhakkak ki onlardan (Ehli Kitap’tan) bir grup mutlaka, onu (okuduklarını) kitaptan zannetmeniz için kitabı okurken dillerini eğip bükerler oysa o kitaptan değildir. O, Allah’ın katından olmadığı halde: “O, Allah’ın katındandır” derler. Ve onlar Allah’a karşı bilerek yalan söylüyorlar.
3/ÂLİ İMRÂN-79: Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne).
Bir insan için, Allah’ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; “Allah’tan başka bana kul olun” demesi olamaz (mümkün değildir). Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: “Rabbâni (kendini Rabb’e adamış) kullar olunuz” der.
3/ÂLİ İMRÂN-80: Ve lâ ye’murekum en tettehizûl melâikete ven nebiyyîne erbâbâ(erbâben), e ye’murukum bil kufri ba’de iz entum muslimûn(muslimûne).
Ve size: “Melekleri ve peygamberleri Rab’ler edinin!” diye emretmez. Siz, müslüman olduktan (teslim olduktan) sonra size küfrü emreder mi?
3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah’ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.
3/ÂLİ İMRÂN-82: Fe men tevellâ ba’de zâlike fe ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).
Artık bundan sonra, kim yüz çevirirse (nebilerden sonra gelecek olan bu Resûl’ü inkâr ederse), işte onlar, onlar fâsıklardır.
3/ÂLİ İMRÂN-83: E fe gayre dînillâhi yebgûne ve lehû esleme men fîs semâvâti vel ardı tav’an ve kerhen ve ileyhi yurceûn(yurceûne).
Onlar, hâlâ Allah’ın dîninden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde kim varsa, hepsi tav’an ve kerhen (isteyerek ve istemeyerek) O’na teslim oldular ve onlar, O’na (Allah’a), geri döndürülecekler.
3/ÂLİ İMRÂN-84: Kul âmennâ billâhi ve mâ unzile aleynâ ve mâ unzile alâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ven nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum, ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
“Allah’a ve bize indirilene ve İbrâhîm (A.S)’a, İsmâil (A.S)’a, İshâk (A.S)’a, Yâkub (A.S)’a ve Yâkub oğulları’na indirilenlere, Hz. Mûsâ’ya ve Hz. Îsâ’ya ve nebilere Rab’leri tarafından verilenlere îmân ettik. Onların arasından birini (diğerlerinden) ayırdetmeyiz. Ve biz O’na (Allah’a) teslim olanlarız.” de.
3/ÂLİ İMRÂN-85: Ve men yebtegi gayrel islâmi dînen fe len yukbele minh(minhu), ve huve fîl âhireti minel hâsirîn(hâsirîne).
Ve kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa, o taktirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette “hüsranda olanlar”dan olur.
3/ÂLİ İMRÂN-86: Keyfe yehdillâhu kavmen keferû ba’de îmânihim ve şehidû enner resûle hakkun ve câehumul beyyinât(beyyinâtu) vallâhu lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Îmânlarından sonra inkâr eden kavmi, Allah nasıl hidayete erdirir? Ve onlar, Resûl’ün Hak olduğuna şahit oldular ve onlara beyyineler (açık deliller) geldi. Ve Allah, zâlimler kavmini hidayete erdirmez.
3/ÂLİ İMRÂN-87: Ulâike cezâuhum enne aleyhim la’netallâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
İşte onların cezası, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin onların (fâsıkların) üzerlerine olmasıdır.
3/ÂLİ İMRÂN-88: Hâlidîne fîhâ, lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
Onlar, onun (lânetin) içinde ebedi kalacak olanlardır. Onlardan azab hafifletilmez ve onlara bakılmaz…
3/ÂLİ İMRÂN-89: İllellezîne tâbû min ba’di zâlike ve aslehû fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Bundan sonra tövbe edip, ıslâh olanlar (nefslerini tezkiye edenler) hariç. O taktirde muhakkak ki Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.
3/ÂLİ İMRÂN-90: İnnellezîne keferû ba’de îmânihim summezdâdû kufran len tukbele tevbetuhum, ve ulâike humud dâllûn(dâllûne).
Muhakkak ki, îmân ettikten sonra inkâr edenlerin ve sonra da küfürlerini artıranların, onların (üçüncü defa fıska düşenlerin) tövbeleri asla kabul edilmez. Ve işte onlar, dalâlette olanlardır.
3/ÂLİ İMRÂN-91: İnnellezîne keferû ve mâtû ve hum kuffârun fe len yukbele min ehadihim mil’ul ardı zeheben ve leviftedâ bih(bihî), ulâike lehum azâbun elîmun ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
Muhakkak ki, inkâr edip, kâfîr olarak ölenlerin hiç birinden, yeryüzü dolusu altını olsa ve onu fidye olarak verse artık asla kabul edilmez. İşte onlar, onlar için “elim azap “ vardır. Ve onlar için bir yardımcı yoktur.
3/ÂLİ İMRÂN-92: Len tenâlûl birre hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûn(tuhibbûne), ve mâ tunfikû min şey’in fe innallâhe bihî alîm(alîmun).
Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe (Allah için vermedikçe), asla Birr’e nail olamazsınız. (Allah’ın size verdiklerinden, Allah için) bir şey infâk ettiğiniz zaman muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.
3/ÂLİ İMRÂN-93: Kullut taâmi kâne hillen li benî isrâile illâ mâ harrame isrâîlu alâ nefsihî min kabli en tunezzelet tevrât(tevrâtu), kul fe’tû bit tevrâti fetlûhâ in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
Tevrat indirilmeden önce İsrailoğullarının kendi kendilerine haram kıldığı şeylerden başka bütün yiyecekler İsrailoğulları için helâldi. De ki: “Eğer siz, (yeminlerinizde ve sözlerinizde) sadık iseniz, öyleyse Tevrat’ı getirin de okuyun.”
3/ÂLİ İMRÂN-94: Fe menifterâ alâllâhil kezibe min ba’di zâlike fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Artık bundan sonra kim, Allah’a yalanla iftira ederse, o takdirde işte onlar, onlar zalimlerdir.
3/ÂLİ İMRÂN-95: Kul sadakallâhu fettebiû millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Allahû Teâla doğruyu söyledi. Öyle ise hanif olarak Hz. İbrâhim’in dînine tâbî olun. Ve o, müşriklerden olmadı.”
3/ÂLİ İMRÂN-96: İnne evvele beytin vudia lin nâsi lellezî bi bekkete mubâreken ve huden lil âlemîn(âlemîne).
Muhakkak ki, mübarek ve âlemlere hidayet vesilesi olan (beyt), elbetteki insanlar için Bekke’de (Mekke’de) yapılmış olan ilk Beyt’tir.
3/ÂLİ İMRÂN-97: Fîhi âyâtun beyyinâtun makâmu ibrâhîm(ibrâhîme), ve men dahalehu kâne âminâ(âminen), ve lillâhi alen nâsi hiccul beyti menistetâa ileyhi sebîlâ(sebîlen), ve men kefere fe innallâhe ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Orada (Beytullah’da) açık beyyineler, Hz.İbrâhîm’in makamı vardır. Ve kim oraya girerse emin (emniyette) olur. Ona yol bulmaya (Hacc’a gitmeye) gücü yetenlere, Allah için o Beyt’in hac edilmesi, insanların üzerine (farz)dır. Ve kim inkâr ederse, artık muhakkak ki Allah, âlemlerden ganidir (hiçbir şeye muhtaç değildir).
3/ÂLİ İMRÂN-98: Kul yâ ehlel kitâbi lime tekfurûne bi âyâtillâhi, vallâhu şehîdun alâ mâ ta’melûn(ta’melûne).
De ki: “Ey Kitap ehli! Niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz? Ve Allah, yapmakta olduğunuz şeylere şahit.”
3/ÂLİ İMRÂN-99: Kul yâ ehlel kitâbi lime tesuddûne an sebîlillâhi men âmene tebgûnehâ ivecen ve entum şuhedâu ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
De ki: “Ey Kitap ehli! (Gerçeklere) şahit olduğunuz halde, niçin îmân eden kimseleri, onun eğriliğini isteyerek, Allah’ın yolundan men ediyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.”
3/ÂLİ İMRÂN-100: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tutîû ferîkan minellezîne ûtûl kitâbe yeruddûkum ba’de îmânikum kâfirîn(kâfirîne).
Ey âmenû olanlar! Eğer o kitap verilenlerden bir gruba itaat ederseniz, sizi îmânınızdan sonra kâfîrliğe döndürürler.
3/ÂLİ İMRÂN-101: Ve keyfe tekfurûne ve entum tutlâ aleykum âyâtullâhi ve fîkum resûluh(resûluhu), ve men ya’tesim billâhi fe kad hudiye ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve size, Allah’ın âyetleri okunurken ve aranızda O’nun (Allah’ın) Resûl’ü varken, siz nasıl inkâr edersiniz. Ve kim Allah’a sımsıkı tutunursa, artık o Sıratı Mustakim’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet olunmuştur.
3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!
3/ÂLİ İMRÂN-103: Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.
3/ÂLİ İMRÂN-104: Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.
3/ÂLİ İMRÂN-105: Ve lâ tekûnû kellezîne teferrakû vahtelefû min ba’di mâ câehumul beyyinât(beyyinâtu), ve ulâike lehum azâbun azîm(azîmun).
Ve kendilerine beyyineler (açık deliller) geldikten sonra, fırkalara ayrılıp ihtilafa düşenler gibi olmayın! Ve işte onlar, onlar için “azîm azap” vardır.
3/ÂLİ İMRÂN-106: Yevme tebyaddu vucûhun ve tesveddu vucûh(vucûhun), fe emmellezînesveddet vucûhuhum e kefertum ba’de îmânikum fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).
O gün (bazı) yüzler ağaracak ve (bazı) yüzler kararacak. O zaman yüzleri kararan kimselere: “Îmânınızdan sonra siz inkâr mı ettiniz? Öyleyse inkâr etmiş olmanızdan dolayı azabı tadın” (denir).
3/ÂLİ İMRÂN-107: Ve emmellezînebyaddat vucûhuhum fe fî rahmetillâh(rahmetillâhi), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Amma, yüzleri ağarmış olanlar ise, artık Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar, onun (o rahmetin) içinde ebedî kalacak olanlardır.
3/ÂLİ İMRÂN-108: Tilke âyâtullâhi netlûhâ aleyke bil hakk(hakkı), ve mâllâhu yurîdu zulmen lil âlemîn(âlemîne).
İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir, onları sana hak olarak tilavet ediyoruz (okuyup açıklıyoruz). Ve Allah, âlemlere zulüm olmasını istemez.
3/ÂLİ İMRÂN-109: Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Göklerde ve yerlerde ne varsa Allah’ındır. Ve emirler (bütün işler), Allah’a döndürülür.
3/ÂLİ İMRÂN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne).
Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah’a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü’mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.
3/ÂLİ İMRÂN-111: Len yedurrûkum illâ ezâ(ezen), ve in yukâtilûkum yuvellûkumul edbâr(edbâre), summe lâ yunsarûn(yunsarûne).
Onlar size ezadan başka asla bir zarar veremezler. Ve eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarına dönüp kaçarlar. Sonra onlar, yardım da olunmazlar.
3/ÂLİ İMRÂN-112: Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah’ın ipine (Sıratı Mustakîm’e) ve insanlardan bir ipe (Allah’a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah’tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah’a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.
3/ÂLİ İMRÂN-113: Leysû sevâ’(sevâen), min ehlil kitâbi ummetun kâimetun yetlûne âyâtillâhi ânâel leyli ve hum yescudûn(yescudûne).
Onların (hepsi) bir değildir. Kitap ehlinden, gece saatlerinde kıyamda durup, Allah’ın âyetlerini tilavet eden ve secde eden bir ümmet vardır.
3/ÂLİ İMRÂN-114: Yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yusâriûne fîl hayrât(hayrâti), ve ulâike mines sâlihîn(sâlihîne).
Onlar, Allah’a ve yevmil âhire îmân ederler, mâruf (irfan) ile emreder ve kötülükten nehyederler (men ederler) ve hayırlara koşarlar. İşte onlar, sâlihlerdendir.
3/ÂLİ İMRÂN-115: Ve mâ yef’alû min hayrin fe len yukferûh(yukferûhu), vallâhu alîmun bil muttekîn(muttekîne).
Ve hayır olarak bir şey yaparlarsa, o taktirde o (hayır), asla örtülmez (mutlaka mükâfâtı verilir). Ve Allah, takva sahiplerini en iyi bilendir.
3/ÂLİ İMRÂN-116: İnnellezîne keferû len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Muhakkak ki inkâr edenlere, malları ve evlatları, Allah’tan bir şeye (azaba) karşı kendilerine asla bir fayda vermez. Ve işte onlar ateş ehlidir, onlar, orada devamlı kalacak olanlardır.
3/ÂLİ İMRÂN-117: Meselu mâ yunfikûne fî hâzihil hayâtid dunyâ ke meseli rîhin fîhâ sırrun esâbet harse kavmin zalemû enfusehum fe ehlekethu ve mâ zalemehumullâhu ve lâkin enfusehum yazlımûn(yazlımûne).
Onların (kâfirlerin), bu dünya hayatında (gösteriş ve övünmek için) infâk ettikleri şeylerin durumu, kendilerine zulmeden (Allah’ın emirlerine ve nehiylerine itaat etmeyerek, devamlı derecat kaybeden) bir kavmin, “kavurucu, dondurucu soğuk bir rüzgarın isabet ederek, böylece helâk ettiği” ekininin durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi, fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlar.
3/ÂLİ İMRÂN-118: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızû bitâneten min dûnikum lâ ye’lûnekum habâlâ(habâlen), veddû mâ anittum, kad bedetil bagdâu min efvâhihim, ve mâ tuhfî sudûruhum ekber(ekberu), kad beyyennâ lekumul âyâti in kuntum ta’kılûn(ta’kılûne).
Ey âmenû olanlar! Kendinizden (mü’minlerden) başkalarını sırdaş edinmeyin. Onlar sizi fesada düşürmekten geri kalmazlar ve size sıkıntı verecek şeyleri temenni ettiler. Kin ve öfkeleri ağızlarından (sözlerinden) belli olmuştur. Göğüslerinde gizledikleri şey (kinleri) daha da büyüktür. Akıl etmiş olsaydınız, size âyetleri açıklamıştık.
3/ÂLİ İMRÂN-119: Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi kullih(kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
İşte siz (mü’minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca “biz îmân ettik” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öfkenizden ölün.”Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.
3/ÂLİ İMRÂN-120: İn temseskum hasenetun tesû’hum, ve in tusibkum seyyietun yefrahû bihâ ve in tasbirû ve tettekû lâ yadurrukum keyduhum şey’a(şey’en), innallâhe bi mâ ya’melûne muhît(muhîtun).
Şayet size bir hasenat (güzellik) dokunursa onları hüzünlendirir. Ve şayet size bir seyyiat (kötülük) isabet ederse, onunla ferahlanırlar (ona sevinirler). Ve eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız, onların hileleri size hiçbir şeyle zarar veremez. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını (ilmi ile) kuşatandır (bilendir).
3/ÂLİ İMRÂN-121: Ve iz gadavte min ehlike tubevviul mu’minîne makâide lil kıtâl(kıtâli), vallâhu semîun alîm(alîmun).
Ve bir sabah erkenden ailenden ayrılmıştın, mü’minleri savaş için (uygun) mevzilere yerleştiriyordun. Ve Allah en iyi işiten, en iyi bilendir.
3/ÂLİ İMRÂN-122: İz hemmet tâifetâni minkum en tefşelâ vallâhu veliyyuhumâ ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Sizden iki grup, korkaklık göstererek bozgunluğa meyletmişti. Allah, o ikisinin de (iki grubun da) dostudur ve artık mü’minler Allah’a tevekkül etsinler.
3/ÂLİ İMRÂN-123: Ve lekad nasarakumullâhu bi bedrin ve entum ezilleh(ezilletun), fettekûllâhe leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ve andolsun ki, Bedir (savaşında), siz (sayıca ve silahça) daha zayıf bir halde iken, Allah size yardım etti. Artık Allah’a karşı takva sahibi olun. Ve umulur ki böylece siz şükredersiniz!
3/ÂLİ İMRÂN-124: İz tekûlu lil mu’minîne e len yekfiyekum en yumiddekum rabbukum bi selâseti âlâfin minel melâiketi munzelîn(munzelîne).
O zaman mü’minlere (şöyle) diyordun: “Rabbinizin, indirilen meleklerden üç bini ile size yardım etmesi, size kâfi gelmiyor mu?”
3/ÂLİ İMRÂN-125: Belâ in tasbirû ve tettekû ve ye’tûkum min fevrihim hâzâ yumdidkum rabbukum bi hamseti âlâfin minel melâiketi musevvimîn(musevvimîne).
Bilâkis, eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız ve onlar size aniden gelirlerse (saldırırlarsa), Rabbiniz bu nişaneli meleklerden beş bini ile size yardım eder.
3/ÂLİ İMRÂN-126: Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ lekum ve li tatmeinne kulûbukum bih(bihî), ve men nasru illâ min indillâhil azîzil hakîm(hakîmi).
Ve Allah, onu (bu yardım vaadini), size müjde olması ve kalplerinizin onunla tatmin olmasından başka bir şey için yapmadı. Yardım ancak, Azîz ve Hakîm olan Allah’ın katındandır.
3/ÂLİ İMRÂN-127: Li yaktaa tarafen minellezîne keferû ev yekbitehum fe yenkalibû hâibîn(hâibîne).
(Ve bu yardım), kâfirlerden bir kısmını kesmek (helâk etmek) veya onları perişan etmek, böylece bozguna uğrayarak dönüp gitmeleri içindir.
3/ÂLİ İMRÂN-128: Leyse leke minel emri şey’un ev yetûbe aleyhim ev yuazzibehum fe innehum zâlimûn(zâlimûne).
Senin için bir emir (yapacağın bir şey) yoktur. (Allah), ya onların tövbesini kabul eder veya onlara azap eder. Oysa onlar, gerçekten zalimlerdir.
3/ÂLİ İMRÂN-129: Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), yagfiru li men yeşâu ve yuazzibu men yeşâ’(yeşâu), vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Dilediğini mağfiret eder ve dilediğine de azap eder. Ve Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.
3/ÂLİ İMRÂN-130: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ te’kulur ribâ ad’âfen mudâafeh(mudâafeten), vettekûllâhe leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar! Faizi, kat kat artırarak yemeyin. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Umulur ki böylece siz, felâha erersiniz.
3/ÂLİ İMRÂN-131: Vettekûn nârelletî uiddet lil kâfirîn(kâfirîne).
Ve kâfirler için hazırlanmış olan o ateşten sakının.
3/ÂLİ İMRÂN-132: Ve atîûllâhe ver resûle leallekum turhamûn(turhamûne).
Ve Allah’a ve Resûl’e itaat edin, umulur ki böylece siz rahmet olunursunuz.
3/ÂLİ İMRÂN-133: Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn(muttekîne).
Ve Rabbiniz’den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!
3/ÂLİ İMRÂN-134: Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever.
3/ÂLİ İMRÂN-135: Vellezîne izâ fealû fâhişeten ev zalemû enfusehum zekerûllâhe festagferû li zunûbihim, ve men yagfiruz zunûbe illâllâhu ve lem yusırrû alâ mâ fealû ve hum ya’lemûn (ya’lemûne).
Ve onlar (takva sahipleri), bir kötülük yaptıkları veya nefslerine zulmettikleri zaman Allah’ı zikrederler, hemen günahları için mağfiret dilerler. Ve Allah’tan başka kim günahları mağfiret eder. Ve onlar, yaptıkları şeylerde (hatalarda), bilerek ısrar etmezler.
3/ÂLİ İMRÂN-136: Ulâike cezâuhum magfiretun min rabbihim ve cennâtun tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, ve ni’me ecrul âmilîn(âmilîne).
İşte onların mükâfatları, Rab’lerinden mağfiret ve altlarından nehirler akan, içlerinde devamlı kalacakları cennetlerdir. (Böyle) amel edenlerin mükâfatları ne güzel!
3/ÂLİ İMRÂN-137: Kad halet min kablikum sunenun, fe sîrû fîl ardı fenzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Sizlerden önce (bir çok kavimlerde) Allah’ın sünnetleri gelip geçti. Artık yeryüzünde gezin (Allah’ın âyetlerini) böylece yalanlayanların akıbeti nasıl olmuş bakın.
3/ÂLİ İMRÂN-138: Hâzâ beyânun lin nâsi ve huden ve mev’ızatun lil muttekîn(muttekîne).
Bu (âyetler), insanlar için bir açıklama ve bir hidayet ve takva sahipleri için bir öğüttür.
3/ÂLİ İMRÂN-139: Ve lâ tehinû ve lâ tahzenû ve entumul a’levne in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ve gevşemeyin ve mahzun olmayın! Eğer mü’min iseniz, üstün olan sizsiniz.
3/ÂLİ İMRÂN-140: İn yemseskum karhun fe kad messel kavme karhun misluh(misluhu), ve tilkel eyyâmu nudâviluhâ beynen nâs(nâsi), ve li ya’lemallâhullezîne âmenû ve yettehize minkum şuhedâe vallâhu lâ yuhibbuz zâlimîn(zâlimîne).
Eğer size bir yara dokunursa, o taktirde o kavme de, onun aynısı bir yara dokunmuştur. Ve bu (sevinçli ve kederli) günleri, Biz, insanlar arasında döndürüp dolaştırırız. Allah’ın, âmenû olanları (sınayıp) bilmesi (belli etmesi) ve sizden (içinizden) şahitler edinmesi içindir. Ve Allah, zalimleri sevmez.
3/ÂLİ İMRÂN-141: Ve liyumahhisallâhullezîne âmenû ve yemhakal kâfirîn(kâfirîne).
Ve (bu), Allah’ın âmenû olanları temize çıkarması ve kâfirleri yavaş yavaş helâk etmesi içindir.
3/ÂLİ İMRÂN-142: Em hasibtum en tedhulûl cennete ve lemmâ ya’lemillâhullezîne câhedû minkum ve ya’lemes sâbirîn(sâbirîne).
Yoksa siz, Allah sizden cihad edenleri ve sabredenleri belli etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
3/ÂLİ İMRÂN-143: Ve lekad kuntum temennevnel mevte min kabli en telkavhu, fe kad raeytumûhu ve entum tenzurûn(tenzurûne).
Ve andolsun ki siz, ölümü (şehit olmayı), onunla karşılaşmadan (yüzyüze gelmeden) önce, temenni ediyordunuz. İşte şimdi onu görmüş oldunuz. Ve (oysa) siz (şehit olarak ölmeyi) bekliyordunuz.
3/ÂLİ İMRÂN-144: Ve mâ muhammedun illâ resûl(resûlun), kad halet min kablihir rusûl(rusûlu), e fein mâte ev kutilenkalebtum alâ a’kâbikum, ve men yenkalib alâ akıbeyhi fe len yadurrallâhe şey’â(şey’en), ve se yeczîllâhuş şâkirîn(şâkirîne).”
Ve Muhammed sadece bir Resûl’dür. Ondan önce de resûller gelip geçmiştir. Şimdi O, öldü veya öldürüldü ise, siz topuklarınız üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim topukları üzerinde geriye dönerse, bundan sonra Allah’a, asla hiçbir şeyle zarar veremez. Ve Allah, şâkirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracaktır.
3/ÂLİ İMRÂN-145: Ve mâ kâne li nefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâben mueccelâ(mueccelen), ve men yurid sevâbed dunyâ nu’tihî minhâ, ve men yurid sevâbel âhirati nu’tihî minhâ, ve se neczîş şâkirîn(şâkirîne).
Ve bir kimsenin, Allah’ın izni olmadan ölmesi olmamıştır (olamaz), o (ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Ve kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz, ve kim ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Ve şâkirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracağız.
3/ÂLİ İMRÂN-146: Ve keeyyin min nebiyyin kâtele, meahu rıbbiyyûne kesîr(kesîrun), fe mâ vehenû li mâ asâbehum fî sebîlillâhi ve mâ daufû ve mestekânû vallâhu yuhibbus sâbirîn(sâbirîne).
Ve peygamberlerden niceleri var ki; onlarla birlikte birçok rıbbıyyun (ilim, irfan sahibi mürşid) de savaştı. Allah yolunda, kendilerine isabet eden şeyler (elem ve sıkıntılar) sebebiyle gevşemediler, zayıflık göstermediler ve boyun da eğmediler. Allah, sabredenleri sever.
3/ÂLİ İMRÂN-147: Ve mâ kâne kavlehum illâ en kâlû rabbenagfir lenâ zunûbenâ ve isrâfenâ fî emrinâ ve sebbit akdâmenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).
Ve onların sözleri: “Rabbimiz, bizim günahlarımızı mağfiret et ve işimizdeki israfımızı (aşırılığımızı) bağışla. Ve ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler kavmine karşı bize yardım et.” demekten başka birşey olmadı.
3/ÂLİ İMRÂN-148: Fe âtâhumullâhu sevâbed dunyâ ve husne sevâbil âhireh(âhireti), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
Böylece Allah, onlara dünya sevabını ve ahiret sevabınının en güzelini verdi. Ve Allah, muhsinleri sever.
3/ÂLİ İMRÂN-149: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tutîûllezîne keferû yeruddûkum alâ a’kâbikum fe tenkalibû hâsirîn(hâsirîne).
Ey âmenû olanlar! Eğer kâfirlere itaat ederseniz , sizi topuklarınız üzerinde geri çevirirler. O zaman “hüsrana uğramış olanların” haline dönersiniz.
3/ÂLİ İMRÂN-150: Belillâhu mevlâkum, ve huve hayrun nâsırîn(nâsırîne).
Hayır! Sizin mevlânız (dostunuz) Allah’tır. Ve O, yardımcıların en hayırlısıdır.
3/ÂLİ İMRÂN-151: Se nulkî fî kulûbillezîne keferûr ru’be bimâ eşrakû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânâ(sultânen), ve me’vâhumun nâr(nâru), ve bi’se mesvez zâlimîn(zâlimîne).
Allah’ın, hakkında bir sultan (delil) indirmediği bir şeyi, Allah’a ortak koşmaları sebebiyle, o kâfirlerin kalplerine korku vereceğiz. Ve onların sığınağı (gideceği yer), ateştir (cehennemdir). Ve zalimlerin kalacağı yer ne kötü.
3/ÂLİ İMRÂN-152: Ve lekad sadakakumullâhu va’dehû iz tehussûnehum bi iznih(iznihî), hattâ izâ feşiltum ve tenâza’tum fîl emri ve asaytum min ba’di mâ erâkum mâ tuhıbbûn(tuhıbbûne), minkum men yurîdud dunyâ ve minkum men yurîdul âhireh(âhirete), summe sarafekum anhum li yebteliyekum, ve lekad afâ ankum, vallâhu zû fadlin alel mu’minîn(mu’minîne).
Andolsun ki; Allah, size olan vaadine sadık kaldı. O’nun (Allah’ın) izni ile onları perişan edip öldürüyordunuz. Fakat, Allah size sevdiğiniz şeyi (galibiyeti) gösterdikten sonra gevşeklik göstermiştiniz. Ve verilen emir hakkında nizaya (anlaşmazlığa) düştünüz ve isyan ettiniz. Sizden kiminiz dünyayı istiyordu (ganimete koştu), kiminiz ahireti istiyordu (onlar şehit olana kadar yerlerinde kaldı). Sonra sizi imtihan etmek için, sizi onlardan geri çevirdi (mağlup olup geri döndünüz) ve andolsun ki, (buna rağmen) sizi affetti. Ve Allah, mü’minlere karşı fazl sahibidir.
3/ÂLİ İMRÂN-153: İz tus’idûne ve lâ telvûne alâ ehadin ver resûlu yed’ûkum fî uhrâkum fe esâbekum gammen bi gammin li keylâ tahzenû alâ mâ fâtekum ve lâ mâ asâbekum, vallâhu habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Siz (dağa çıkarak) uzaklaşıyor ve dönüp hiç kimseye bakmıyordunuz, (Allah’ın) Resûl’ü ise sizi arkanızdan çağırıyordu. Bundan sonra size gam üstüne gam isabet etti, elinizden çıkan şeyler (zafer, ganimet) ve size isabet eden şeyler (musîbetler) için mahzun olmayın (üzülmeyin) diye. Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
3/ÂLİ İMRÂN-154: Summe enzele aleykum min ba’dil gammi emeneten nuâsen yagşâ tâifeten minkum, ve tâifetun kad ehemmethum enfusuhum yezunnûne billâhi gayrel hakkı zannel câhiliyyeh(câhiliyyeti), yekûlûne hel lenâ minel emri min şey’(şey’in), kul innel emre kullehu lillâh(lillâhi), yuhfûne fî enfusihim mâ lâ yubdûne lek(leke), yekûlûne lev kâne lenâ minel emri şey’un mâ kutilnâ hâhunâ, kul lev kuntum fî buyûtikum le berezellezîne kutibe aleyhimul katlu ilâ medâciihim, ve li yebteliyallâhu mâ fî sudûrikum ve li yumahhısa mâ fî kulûbikum, vallâhu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Sonra (Allah), bu gamın arkasından sizin üzerinize sükûnet veren bir uyku indirdi, içinizden bir grubu sarıp kaplıyordu ve diğer grup, canlarını önemsemişti (canlarının kaygısına düştüler). Allah’a karşı cahiliyye zannı ile haksız zanda bulunuyorlar: “Bu emirden bize bir şey (bir nasib) var mı?” diyorlar. (Onlara): “Muhakkak ki emirlerin hepsi Allah’ındır.” de. İçlerinde sana açıklamadıkları bir şey saklıyorlar. “Bu emirden bize bir şey (bir nasib) olsaydı, burada öldürülmezdik.” diyorlar. Eğer siz, evlerinizde bile olsaydınız, üzerlerine katl (öldürülmeleri) yazılmış olanlar, yatacakları (ölüp düşecekleri) yere mutlaka çıkıp giderlerdi. (Bu) Allah’ın sizin sinelerinizde olanı sınamak ve kalplerinizde olandan (şüpheden), sizi temize çıkarmak (fitneden kurtarmak) içindir. Ve Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.
3/ÂLİ İMRÂN-155: İnnellezîne tevellev minkum yevmel tekal cem’âni, inne mestezellehumuş şeytânu bi ba’di mâ kesebû, ve lekad afâllâhu anhum innallâhe gafûrun halîm(halîmun).
Muhakkak ki, iki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden bir kısmı yüz çevirdi, oysa şeytan, kazandıkları bazı şeylerden dolayı (Resûlün emrine itaat etmemek, ganimete koşmak gibi), onları zillete düşürmek istedi. Ve and olsun ki, Allah onları affetti. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur, Halîm’dir.
3/ÂLİ İMRÂN-156: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne keferû ve kâlû li ıhvânihim izâ darabû fîl ardı ev kânû guzzen lev kânû indenâ mâ mâtû ve mâ kutilû, li yec’alallâhu zâlike hasreten fî kulûbihim vallâhu yuhyî ve yumît(yumîtu), vallâhu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ey âmenû olanlar! Siz, yeryüzünde sefere çıkmış veya gâzi olan (savaşa katılan) kardeşleri için “Eğer bizim yanımızda olsaydılar ölmezler ve öldürülmezlerdi.” diyen kâfirler gibi olmayın! Allah, bunu onların kalplerinde bir hasret (pişmanlık) kılmak için yaptı. Ve Allah yaşatır ve öldürür. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir.
3/ÂLİ İMRÂN-157: Ve lein kutiltum fî sebîlillâhi ev muttum le magfiretun minallâhi ve rahmetun hayrun mimmâ yecmeûn(yecmeûne).
Ve eğer siz, Allah’ın yolunda öldürülür veya ölürseniz, mutlaka Allah’tan mağfiret ve rahmet vardır, onların topladıklarından (dünya malından) daha hayırlıdır.
3/ÂLİ İMRÂN-158: Ve lein muttum ev kutiltum le ilâllâhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Ve elbette, ölseniz de öldürülseniz de mutlaka Allah’a haşr olunacaksınız (Allah’ın huzurunda toplanacaksınız).
3/ÂLİ İMRÂN-159: Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehum, ve lev kunte fazzan galîzal kalbi lenfaddû min havlik(havlike), fa’fu anhum vestagfir lehum ve şâvirhum fîl emr(emri), fe izâ azamte fe tevekkel alâllâh(alâllâhi), innallâhe yuhibbul mutevekkilîn(mutevekkilîne).
O zaman, Allah’tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla muşavere et (danış). Azmettiğin zaman, artık Allah’a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri (Allah’a güvenenleri) sever.
3/ÂLİ İMRÂN-160: İn yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe menzellezî yansurukum min ba’dih(ba’dihi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler (Allah’a güvensinler).
3/ÂLİ İMRÂN-161: Ve mâ kâne li nebiyyin en yagull(yagulle), ve men yaglul ye’ti bimâ galle yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), summe tuveffâ kullu nefsin mâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Ve bir peygamber için “ganimet malından gizlice alması” olamaz. Ve kim ganimet malından gizlice alırsa (hıyanet ederse), kıyâmet günü o, gizlice aldığı şey ile gelir. Sonra herkese kazandığı şey ödenir ve onlar zulmedilmezler.
3/ÂLİ İMRÂN-162: E femenittebea rıdvânallâhi ke men bâe bi sehatin minallâhi ve me’vâhu cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru).
Artık, Allah’ın rızasına tâbî olan kimse, Allah’dan gazaba uğramış ve barınacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Ve (o) ne kötü varış yeri.
3/ÂLİ İMRÂN-163: Hum derecâtun indallâh(indallâhi), vallâhu basîrun bi mâ ya’melûn(ya’melûne).
Onların (Allah’ın rızasına tâbî olanların) kazandıkları dereceler, Allah’ın katındadır. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir.
3/ÂLİ İMRÂN-164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler
-Bakara Suresi,,,,bakara suresi
Yazan: firtina 04 Ağustos 2011 Perşembe
Kategori: müslümanlık
BAKARA
Bismillâhirrahmânirrahîm
2/BAKARA-1: Elif, lâm, mim.
Elif, Lâm, Mim.
2/BAKARA-2: Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).
İşte bu Kitap ki, O’nda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.
2/BAKARA-3: Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar (takva sahipleridir) ki, gaybe (gaybte Allah’a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (başkalarına verirler).
2/BAKARA-4: Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn(yûkınûne).
Onlar (takva sahipleri) ki, sana indirilene ve senden önce indirilenlere (bütün semavî kitaplara) îmân ederler ve onlar ahirete yakîn hasıl ederler (yakîn seviyesinde kesin olarak inanırlar).
2/BAKARA-5: Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
İşte onlar, Rab’lerinden bir hidayet üzeredirler. Ve işte onlar,onlar muflihundurlar (felâha, kurtuluşa erenlerdir).
2/BAKARA-6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü’min olmazlar.
2/BAKARA-7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.
2/BAKARA-8: Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âhıri ve mâ hum bi mu’minîn(mu’minîne).
Ve insanlardan bir kısmı derler ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşacağı güne) îmân ettik.” Ve onlar mü’min değillerdir.
2/BAKARA-9: Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
(Zannederler ki) Allah’ı ve âmenû olanları aldatırlar. Ve onlar, kendilerinden başkasını aldatmazlar ve farkında da olmazlar.
2/BAKARA-10: Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).
Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını arttırdı. Tekzip etmiş olmaları (Allah’a ulaşmayı yalanlamaları) sebebiyle onlar için elîm bir azap vardır.
2/BAKARA-11: Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).
Onlara (Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için, kalpleri engelli ve başkalarını hidayetten men ettikleri için Allah’ın hastalıklarını artırdığı insanlara): “Yeryüzünde fesat çıkarmayın (başkalarını Allah’ın yolundan men etmeyin)!” denildiği zaman: “Biz sadece ıslâh ediciyiz.” dediler.
2/BAKARA-12: E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Gerçekten onlar, fesat çıkaranlar, onlar değil mi? Ve lâkin farkında değiller.
2/BAKARA-13: Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû e nu’minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum humus sufehâu ve lâkin lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve onlara: “İnsanların inandıkları gibi siz de âmenû olun (Allah’a ulaşmayı dileyin).” denildiği zaman: “O sefihlerin (akılsızların) îmân ettiği gibi mi âmenû olalım?” dediler. Gerçekten onlar, kendileri sefih değiller mi? Ve lâkin bilmiyorlar.
2/BAKARA-14: Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halev ilâ şeyâtînihim, kâlû innâ meakum, innemâ nahnu mustehziûn(mustehziûne).
Ve âmenû olanlarla buluştukları zaman: “Biz îmân ettik.” dediler. Şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: “Muhakkak ki biz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) sadece alay eden kimseleriz.” dediler.
2/BAKARA-15: Allâhu yestehziu bihim ve yemudduhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Allah da onlarla istihza (alay) eder ve onlara mühlet verir. Onlar, kendi azgınlıkları (isyanları) içinde bocalarlar.
2/BAKARA-16: Ulâikellezîneşterevûd dalâlete bil hudâ, fe mâ rabihat ticâretuhum ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
İşte onlar, o kimselerdir ki, hidayet ile dalâleti satın aldılar. Fakat onların ticareti, onlara hiç kâr sağlamadı ve hidayete ermiş değillerdi.
2/BAKARA-17: Meseluhum ke meselillezistevkade nârâ(nâren), fe lemmâ edâet mâ havlehu zeheballâhu bi nûrihim ve terekehum fî zulumâtin lâ yubsirûn(yubsirûne).
Onların durumu, ateş yakıp böylece çevresindeki şeyleri aydınlattığı zaman Allah’ın nurlarını giderdiği ve onları karanlıklar içinde bıraktığı kimselerin durumu gibidir. (Artık) onlar göremezler.
2/BAKARA-18: Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne).
Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar dönemezler.
2/BAKARA-19: Ev ke sayyibin mines semâi fîhi zulumâtun ve ra’dun ve berk(berkun), yec’alûne esâbiahum fî âzânihim mines savâiki hazaral mevt(mevti), vallâhu muhîtun bil kâfirîn(kâfirîne).
Veya (onlar), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek bulunan bir yağmura (tutulmuş) gibidirler. Yıldırımların (dehşetinden) ölüm korkusuyla kulaklarını parmaklarıyla tıkarlar. Ve Allah, kâfirleri kuşatandır.
2/BAKARA-20: Yekâdul berku yahtafu ebsârehum kullemâ edâe lehum meşev fîhi, ve izâ azleme aleyhim kâmû ve lev şâellâhu le zehebe bi sem’ihim ve ebsârihim innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Şimşek neredeyse onların gözlerini kamaştırır. Onları her aydınlatmasında onun (ışığında) yürürler. Ve onların üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Ve eğer Allah dileseydi, onların duymalarını da görmelerini de elbette giderirdi. Muhakkak ki Allah, herşeye kâdirdir (herşeye gücü yeter).
2/BAKARA-21: Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.
2/BAKARA-22: Ellezî ceale lekumul arda firâşen ves semâe binââ(binâen), ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semarâti rızkan lekum, fe lâ tec’alû lillâhi endâden ve entum ta’lemûn(tâ’lemune).
O (Allah) ki; yeryüzünü sizin için döşek ve göğü bina kıldı. Ve gökten su indirdi. Ve böylece onunla mahsullerden sizin için rızık çıkardı. Öyleyse bile bile Allah’a eşler kılmayın (putlar edinmeyin).
2/BAKARA-23: Ve in kuntum fî reybin mimmâ nezzelnâ alâ abdinâ fe’tû bi sûretin min mislihî, ved’û şuhedâekum min dûnillâhi in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
Ve eğer kulumuza indirdiğimiz şeyden (Kur’ân’dan) şüphe içindeyseniz, o zaman o’nun mislinden bir sure getirin ve Allah’tan başka şahitlerinizi de davet edin, eğer siz sadıklarsanız.
2/BAKARA-24: Fe in lem tef’alû ve len tef’alû fettekûn nârelletî vakûduhân nâsu vel hicâratu, uiddet lil kâfirîn(kâfirîne).
Fakat, eğer yapamazsanız ki asla yapamazsınız, o taktirde kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının.
2/BAKARA-25: Ve beşşirillezîne âmenû ve amilûs sâlihâti enne lehum cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), kullemâ ruzikû minhâ min semeretin rızkan kâlû hâzellezî ruzıknâ min kabl(kablu) ve utû bihî muteşâbihâ(muteşâbihan), ve lehum fîhâ ezvâcun mutahharatun ve hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve âmenû olup, ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amelde bulunanlar için altlarından nehirler akan cennetler olduğunu müjdele. Oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla her rızıklandırılışlarında “İşte bu bizim daha önce de rızıklandırıldığımız (yediğimiz) şeydir.” dediler. Ve ona (dünyadaki rızıklarına) benzer (lezzet ve nefaset bakımından çok üstünü) verilmiştir. Onlar için orada temiz eşler vardır. Ve onlar orada ebedî kalacak olanlardır.
2/BAKARA-26: İnnallâhe lâ yestahyî en yadribe meselen mâ beûdaten fe mâ fevkahâ fe emmellezîne âmenû fe ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim, ve emmellezîne keferû fe yekûlûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ(meselen), yudıllu bihî kesîran ve yehdî bihî kesîrâ(kesîran) ve mâ yudıllu bihî illel fâsıkîn(fâsıkîne).
Muhakkak ki Allah bir sivrisineği, hatta onun üstünde olanı da misal vermekten çekinmez. Fakat âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), onun Rab’lerinden bir hak olduğunu bilirler. Kâfirler (Allah’a ulaşmayı dilemeyenler) ise: “Allah, bu misalle ne demek istedi?” derler. (Allah) onunla birçoğunu dalâlette bırakır, birçoğunu da onunla hidayete erdirir. Ve onunla fâsıklardan başkasını dalâlette bırakmaz.
2/BAKARA-27: Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıh(mîsâkıhî), ve yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yufsidûne fîl ard(ardı) ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Onlar (fâsıklar), (kâlû belâ günü Allah’a verdikleri) misaklarından sonra Allah’ın Ahdi`ni bozarlar. Ve Allah’ın, O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler. Ve (başka insanların, ruhlarını Allah’a ulaştırmalarına da mani olurlar. Ve bu sebeple) yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar (kazandıkları pozitif dereceler negatif derecelerden az olup) hüsranda olanlardır.
2/BAKARA-28: Keyfe tekfurûne billâhi ve kuntum emvâten fe ahyâkum, summe yumîtukum summe yuhyîkum summe ileyhi turceûn(turceûne).
Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? (Kıyamet günü sur’a üfürüldükten sonra) siz ölü idiniz. Sonra sizi (kıyamet günü) diriltti. Sonra sizi (sur’a ikinci defa üfürüldüğünde) öldürecek. Sonra sizi (sur’a üçüncü defa üfürüldüğünde) diriltecek. Sonra (İndi İlâhi’de) O’na döndürüleceksiniz.
2/BAKARA-29: Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve o, Alîm’dir (herşeyi en iyi bilendir).
2/BAKARA-30: Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne).
Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.
2/BAKARA-31: Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn(sadikîne).
Ve (Allah), Âdem’e, (Allah’ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).”
2/BAKARA-32: Kâlû subhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel alîmul hakîm(hakîmu).
(Melekler): “Seni tenzih ederiz.” dediler. “Senin bize öğrettiğinden başka (hiç) bir ilmimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, Alîm’sin (en iyi bilensin), Hakîm’sin (hikmet sahibisin).”
2/BAKARA-33: Kâle yâ âdemu enbi’hum bi esmâihim, fe lemmâ enbeehum bi esmâihim, kâle e lem ekul lekum innî a’lemu gaybes semâvâti vel ardı ve a’lemu mâ tubdûne ve mâ kuntum tektumûn(tektumûne).
(Allah): “Ey Âdem! Bunları onlara, isimleriyle haber ver (bildir).” dedi. Âdem onları isimleriyle onlara bildirdiği zaman (Allah, meleklere): “Ben size demedim mi, muhakkak ki Ben, göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilirim.Ve sizin açıkladığınız ve (içinizde) gizlemiş olduğunuz şeyleri de bilirim ?” dedi.
2/BAKARA-34: Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), ebâ vestekbere ve kâne minel kâfirîn(kâfirîne).
Ve meleklere: “Âdem’e secde edin.” dediğimiz zaman İblis hariç, (onlar) hemen secde ettiler. (İblis) direndi ve kibirlendi. Ve kâfirlerden oldu.
2/BAKARA-35: Ve kulnâ yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete ve kulâ minhâ ragaden haysu şi’tumâ ve lâ takrabâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn(zâlimîne).
Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin, cennette yerleşin. Oradan (oradaki yiyeceklerden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.”
2/BAKARA-36: Fe ezellehumâş şeytânu anhâ fe ahrecehumâ mimmâ kânâ fîh(fîhi), ve kulnâhbitû ba’dukum li ba’din aduvv(aduvvun), ve lekum fîl ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn(hînin).
Fakat şeytan, ikisinin (ayağını) oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde oldukları şeyden (ni’metten) çıkardı.Ve: “Birbirinize düşman olarak (dünyaya) inin. Sizin için (belli) bir zamana kadar yeryüzünde oturma ve faydalanma (geçimini temin etme) vardır.” dedik.
2/BAKARA-37: Fe telekkâ âdemu min rabbihî kelimâtin fe tâbe aleyh(aleyhi), innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).
Sonra Âdem, Rabbinden kelimeleri telakki etti (öğrendi) (ve Rabbine tövbe etti.). Bunun üzerine (Allah), onun tövbesini kabul buyurdu. Muhakkak ki O, Tevvab’tır (tövbeleri kabul edendir), rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).
2/BAKARA-38: Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”
2/BAKARA-39: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâr(nârı), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.
2/BAKARA-40: Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve evfû bi ahdî ûfi bi ahdikum ve iyyâye ferhebûn(ferhebûne).
Ey İsrailoğulları! Sizi ni’metlendirdiğim o ni’metimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin. Ve (böylece) Ben de size olan ahdimi yerine getireyim (sizleri vaadettiğim cennetime alayım). Ve(ahdinize sadık kalmakta) artık sadece benden korkun.
2/BAKARA-41: Ve âminû bi mâ enzeltu musaddikan li mâ meakum ve lâ tekûnû evvele kâfirin bih(bîhî), ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlen ve iyyâye fettekûni.
Sizin yanınızda olanı (Tevrat’ı) tasdik edici olarak indirdiğim şeye (Kur’ân’a) îmân edin ve o’nu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ve âyetlerimi az bir bedelle satmayın. Ve artık sadece Bana karşı takva sahibi olun.
2/BAKARA-42: Ve lâ telbisûl hakka bil bâtılı ve tektumûl hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve hakkı bâtıl ile karıştırmayın (örtmeyin) ve hakkı gizlemeyin. Ve (çünkü) siz biliyorsunuz.
2/BAKARA-43: Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte verkeû mear râkiîn(râkiîne).
Ve namazı kılın (ikame edin) ve zekâtı verin. Ve rükû edenlerle beraber rükû edin.
2/BAKARA-44: E te’murûnen nâse bil birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlûnel kitâb(kitâbe) e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
İnsanlara birr’i (tezkiye ve teslim olmayı) emrediyorsunuz da siz kendinizi unutuyor musunuz? Ve siz, Kitab’ı okuduğunuz halde hâlâ akıl etmiyor musunuz?
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
2/BAKARA-47: Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve ennî faddaltukum alel âlemîn(âlemîne).
Ey İsrailoğulları! Sizin üzerinize en’am ettiğim o ni’metimi hatırlayın. Ve muhakkak ki Ben, sizi âlemlere üstün kıldım.
2/BAKARA-48: Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ şefâatun ve lâ yu’hazu minhâ adlun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
Ve, bir kimseden diğer bir kimseye, bir şeyin ödenmeyeceği ve ondan (hiç kimseden) bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve onlara yardım edilmeyeceği günden sakının.
2/BAKARA-49: Ve iz necceynâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm(azîmun).
Ve sizi firavun ailesinden kurtarmıştık ki (onlar), size kötü azap ediyorlar, oğullarınızı kesip kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.
2/BAKARA-50: Ve iz faraknâ bikumul bahre fe enceynâkum ve agraknâ âle fir’avne ve entum tenzurûn(tenzurûne).
Ve sizin için denizi yarmış, böylece sizi kurtarıp firavun ailesini boğmuştuk. Ve siz de (bunu) görüyordunuz.
2/BAKARA-51: Ve iz vâadnâ mûsâ erbaîne leyleten summettehaztumul icle min ba’dihî ve entum zâlimûn(zâlimûne).
Ve Musa’ya (Tur dağı’nda) kırk gece (beraberlik) vaadetmiştik. Sonra siz, hemen onun ardından (Samiri’nin altından yaptığı) buzağıyı (tanrı) edindiniz. Ve siz zâlimlersiniz .
2/BAKARA-52: Summe afevnâ ankum min ba’di zâlike leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Sonra sizi, bunun (buzağıyı ilâh edinmenin) ardından affettik. Umulur ki böylece siz şükredersiniz.
2/BAKARA-53: Ve iz âteynâ mûsâl kitâbe vel furkâne leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve, umulur ki siz hidayete erersiniz diye Musa (a.s)’a kitap ve furkan vermiştik.
2/BAKARA-54: Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmi innekum zalemtum enfusekum bittihâzikumul icle fe tûbû ilâ bâriikum faktulû enfusekum zâlikum hayrun lekum inde bâriikum fe tâbe aleykum innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).
Ve Musa (a.s) kavmine: “Ey kavmim! Buzağıyı (ilâh) edinmenizle muhakkak ki siz, kendi nefslerinize zulmettiniz. Hemen Yaratıcınız’a tövbe edin. Artık nefslerinizi (birbirinizi) öldürün. bu, Yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.” demişti. Böylece O, tövbenizi kabul buyurdu.Muhakkak ki O, O tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır.
2/BAKARA-55: Ve iz kultum yâ mûsâ len nu’mine leke hattâ nerallâhe cehreten fe ehazetkumus sâikatu ve entum tenzurûn(tenzurûne).
Ve: “Yâ Musa! Biz, Allah’ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız.” demiştiniz. Bunun üzerine sizi yıldırım yakaladı. Ve siz de (bunu) görüyordunuz.
2/BAKARA-56: Summe beasnâkum min ba’di mevtikum leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Sonra umulur ki böylece siz şükredersiniz diye ölümünüzden sonra sizi tekrar dirilttik.
2/BAKARA-57: Ve zallelnâ aleykumul gamâme ve enzelnâ aleykumul menne ves selvâ kulû min tayyibâti mâ razaknâkum ve mâ zalemûnâ ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Ve bulutu sizin üstünüze gölgeledik. Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Sizi rızıklandırdığımız temiz şeylerden yeyin. Ve onlar, bize zulmetmediler, fakat onlar, kendi nefslerine zulmediyorlardı.
2/BAKARA-58: Ve iz kulnâdhulû hâzihil karyete fe kulû minhâ haysu şi’tum ragaden vedhulûl bâbe succeden ve kûlû hıttatun nagfir lekum hatâyâkum ve senezîdul muhsinîn(muhsinîne).
Ve o zaman demiştik ki: “Bu kasabaya girin, böylece onun (ni’metlerinden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Kapıdan secde ederek girin ve “hıtta” (günahlarımızın bağışlanmasını diliyoruz) deyin. Biz de sizin hatalarınızı mağfiret edelim (günahlarnızı sevaba çevirelim). Ve muhsinlere (ni’metlerimizi) artıracağız.”
2/BAKARA-59: Fe beddelellezîne zalemû kavlen gayrellezî kîle lehum fe enzelnâ alellezîne zalemû riczen mines semâi bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).
Böylece o zalimler, sözleri, kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine Biz de, fıska düştüklerinden dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten korkunç bir azap indirdik.
2/BAKARA-60: Ve izisteskâ mûsâ li kavmihî fe kulnâdrib bi asâkel hacer(hacere) fenfeceret minhusnetâ aşrete aynâ(aynen), kad alime kullu unâsin meşrebehum kulû veşrebû min rızkıllâhi ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn(mufsidîne).
Ve Musa (a.s), kavmi için su istemişti. Bunun üzerine: “Asânla taşa (kayaya) vur.” dedik. Böylece ondan (kayadan) on iki pınar fışkırdı. İnsanların hepsi kendi içeceği yeri (pınarını) bilmiğti. Allah’ın rızkından yeyin, için ve sakın azıp yeryüzünde fesat çıkaranlar olmayın.
2/BAKARA-61: Ve iz kultum yâ mûsâ len nasbira alâ taâmin vâhidin fed’u lenâ rabbeke yuhric lenâ mimmâ tunbitulardu min baklihâ ve kıssâiha ve fûmihâ ve adesihâ ve basalihâ, kâle e testebdilûnellezî huve ednâ billezî huve hayr(hayrun), ihbitû mısran fe inne lekum mâ seeltum ve duribet aleyhimuz zilletu vel meskenetu ve bâu bi gadabin minallâh(minallâhi), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayril hak(hakkı), zâlike bi mâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Ve siz: “Ey Musa! Biz bir (çeşit) yemek (yemeye) asla sabredemeyiz. Artık bizim için Rabbine dua et. Bize yeryüzünün yetiştirdiği şeylerden, sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın.” demiştiniz. (Musa a.s): “Hayırlı olanı, daha değersiz olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? (Öyle ise) Mısır’a inin, sizin istediğiniz şeyler muhakkak ki orada var.” demişti. (Sonra da) onların üzerlerine zillet (sefalet) ve fakirlik (damgası) vuruldu. Ve onlar, Allah’tan bir gazaba uğradılar. İşte bu, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmelerinden dolayıdır. İşte bu (ceza), asi olup (isyan edip), haddi aşmış olmaları sebebiyledir.
2/BAKARA-62: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ven nasârâ ves sâbiîne men âmene billâhi vel yevmil âhiri ve amile sâlihan fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki, âmenû olanlar ve yahudi, hristiyan ve sabii olanlardan kim, Allah’a ve ahiret gününe inandı ve ıslâh edici ameller işlediyse (nefsini tezkiye etti ise ), artık onların mükâfatları Rab’lerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
2/BAKARA-63: Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumut tûr(tûra) huzû mâ ateynâkum bi kuvvetin vezkurû mâ fîhi leallekum tettekûn(tettekûne).
Sizin misâkinizi (yeminlerinizi) aldığımız zaman Tur Dağı’nı üstünüze kaldırmıştık. Siz verdiğimiz şeyleri kuvvetle alın (sarılın) ve onun içindeki şeyleri zikredin (hatırlayın), umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.
2/BAKARA-64: Summe tevelleytum min ba’di zâlik(zâlike), fe lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu le kuntum minel hâsirîn(hâsirîne).
Sonra, bunun (misâkın) arkasından siz döndünüz.Buna rağmen eğer Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti sizin üzerinize olmasaydı, siz mutlaka hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
2/BAKARA-65: Ve lekad alimtumullezîne’tedev minkum fîs sebti fe kulnâ lehum kûnû kıradeten hâsiîn(hasiîne).
Ve andolsun ki siz, içinizden cumartesi günündeki (avlanma yasağını) çiğneyenleri biliyordunuz. O zaman onlara: “Hakir (aşağılık) maymunlar olun.” dedik.
2/BAKARA-66: Fe cealnâhâ nekâlen li mâ beyne yedeyhâ ve mâ halfehâ ve mev’ızaten lil muttakîn(muttakîne).
Böylece onu (bu cezayı), hayatta olanlara ve onların arkasından gelecek olanlara bir ibret ve takva sahipleri için bir öğüt kıldık.
2/BAKARA-67: Ve iz kâle mûsâ li kavmihî innallâhe ye’murukum en tezbehû bakarah(bakaraten), kâlû e tettehızunâ huzuvâ(huzuven), kâle eûzu billâhi en ekûne minel câhilîn(câhilîne).
Ve Musa (a.s) kavmine: “Muhakkak ki Allah sizin bir inek kesmenizi emrediyor.” demişti. (Onlar): “Bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. (Musa a.s) onlara: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.
2/BAKARA-68: Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ hiy(hiye), kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun lâ fâridun ve lâ bikr(bikrun), avânun beyne zâlik(zalike) fef’alû mâ tu’merûn(tu’merune).
(Onlar) dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et, onun ne (vasıfta) olduğunu bize açıklasın.” (Musa a.s) dedi ki: “Muhakkak ki O (Allah) buyuruyor ki, o mutlaka ne genç, ne de yaşlı, ikisinin ortası yaşta bir inektir. Artık emrolunduğunuz şeyi yapın.”
2/BAKARA-69: Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ levnuhâ, kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun safrâu, fâkiun levnuhâ tesurrun nâzırîn(nâzirîne).
(Onlar) dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et , onun rengi nedir, bize açıklasın.” (Musa a.s) dedi ki: “Muhakkak ki O (Allah) buyuruyor ki, o mutlaka görenlerin hoşuna gidecek parlak sarı renkte bir inektir.”
2/BAKARA-70: Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ hiye, innel bakara teşâbehe aleynâ, ve innâ in şâallâhu le muhtedûn(muhtedûne).
(Onlar) dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et, onun nasıl olduğunu bize açıklasın. Gerçekten o inek, bize göre, diğerlerine benziyor. Ve eğer Allah dilerse, muhakkak ki biz (kesilmesi emrolunan ineğe) mutlaka ulaşırız.”
2/BAKARA-71: Kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun lâ zelûlun tusîrul arda ve lâ teskıl hars(harse), musellemetun lâ şiyete fîhâ kâlûl’âne ci’te bil hakk(hakkı), fe zebehûhâ ve mâ kâdû yef’alûn(yef’alûne).
(Musa a.s) dedi ki: “Muhakkak ki O (Allah), buyuruyor ki, o mutlaka boyunduruk altına alınmamış bir inektir. Toprağı sürmez, ekin sulamaz, salmadır, onda alaca (leke) yoktur.” Dediler ki: “İşte şimdi hakikati getirdin (tam tarifini yaptın).” Bunun üzerine onu (o vasıfta olan ineği bulup) kestiler. Ve az kalsın bunu yapmayacaklardı.
2/BAKARA-72: Ve iz kateltum nefsen feddâre’tum fîhâ vallâhu muhricun mâ kuntum tektumûn(tektumûne).
Ve siz, bir adam öldürmüştünüz sonra da (katilini saklayarak) onun hakkındaki (suçu) birbirinize yüklemiştiniz. (Oysa) Allah gizlemiş olduğunuz şeyi açığa çıkarandır.
2/BAKARA-73: Fe kulnâdribûhu bi ba’dıhâ kezâlike yuhyîllâhul mevtâ ve yurîkum âyâtihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
Bunun üzerine Biz: “Onun (ineğin) bir parçasıyla ona (öldürülen adama) vurun.” dedik. (O zaman ölen kişi dirilip katilini söyledi). Allah, işte böyle ölüleri diriltir ve size âyetlerini (kudretini) gösterir. Umulur ki böylece siz akıl edersiniz.
2/BAKARA-74: Summe kaset kulûbukum min ba’di zâlike fe hiye kel hıcâreti ev eşeddu kasveh(kasveten), ve inne minel hıcâreti lemâ yetefecceru minhul enhâr(enhâru), ve inne minhâ lemâ yeşşakkaku fe yahrucu minhul mâu, ve inne minhâ lemâyehbitu min haşyetillâh(haşyetillâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Sonra, bunun (bu mucizenin) arkasından kalpleriniz (gene) kasiyet bağladı (katılaştı ve karardı), öyle ki taş gibi hatta daha da katı oldu. Ve gerçekten, taşlardan öyleleri vardır ki, ondan nehirler fışkırır. Ve gerçekten, onlardan (taşlardan) öyleleri vardır ki, yarılır, böylece içinden su çıkar. Ve mutlaka onlardan (taşlardan) öyleleri vardır ki, Allah’a karşı duyduğu huşûdan yuvarlanıp aşağı düşer. Ve Allah yaptıklarınızdan gâfil değildir.
2/BAKARA-75: E fe tatmeûne en yu’minû lekum ve kad kâne ferîkun minhum yesmeûne kelâmallâhi summe yuharrifûnehu min ba’di mâ akalûhu ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
(Ey mü’minler)! Hâlâ onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan bir fırka (grup) vardı ki, Allah’ın kelâmını işitirler, sonra onu akıl ettikleri (anladıkları) halde, bile bile tahrif ederler.
2/BAKARA-76: Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halâ ba’duhum ilâ ba’din kâlû e tuhaddisûnehum bi mâ fetehallâhu aleykum li yuhâccûkum bihî inde rabbikum e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
Ve onlar, âmenû olanlarla (Allah’a ulaşmayı dileyenlerle) mülâki oldukları (karşılaştıkları) zaman: “Âmenû olduk.” dediler. Yalnız kaldıkları zaman birbirlerine: “Allah’ın size açtığı şeyleri (Resûlallah hakkında bildirdiklerini), Rabbinizin katında size karşı onu “hüccet (delil) göstersinler” diye mi onlara (mü’minlere) anlatıyorsunuz? Hâlâ akıl etmiyor musunuz?” dediler.
2/BAKARA-77: E ve lâ ya’lemûne ennallâhe ya’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne).
Ve onlar, gizlenen ve açıklanan şeyleri “Allah’ın bildiğini” bilmiyorlar mı?
2/BAKARA-78: Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah’ın) Kitabı’nı bilmezler, sadece emaniyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zanda bulunuyorlar.
2/BAKARA-79: Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Artık elleriyle (emaniye bilgiler içeren) kitabı yazanların vay haline! Sonra da onu (bu yazdıklarını) az bir bedel karşılığında satmak için: “Bu Allah’ın indindendir.” derler. İşte onlara yazıklar olsun , elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı ve yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.
2/BAKARA-80: Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve (emaniyeye tâbî olanlar): “Ateş bize, sayılı günlerden başka asla dokunmayacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah’ın katından bir ahd mi edindiniz?” O taktirde (Eğer böyle bir ahd almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?
2/BAKARA-81: Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Hayır (sandığınız gibi değil), kim, günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa, işte onlar artık ateş ehlidir ve orada devamlı kalacak olanlardır.
2/BAKARA-82: Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve âmenû olup (Allah’a ulaşmayı dileyip), ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amel işleyenler, işte onlar, cennet ehlidir. Ve orada (cennette) devamlı kalacak olanlardır.
2/BAKARA-83: Ve iz ehaznâ mîsâka benî isrâîle lâ ta’budûne illâllâhe ve bil vâlideyni ihsânen ve zil kurbâvel yetâmâ vel mesâkîni ve kûlû lin nâsi husnen ve ekîmûs salâte ve âtûz zekât(zekâte), summe tevelleytum illâ kalîlen minkum ve entum mu’ridûn(mu’ridûne).
Biz, İsrailoğulları’ndan: “Allah’tan başkasına kul olmayın, ana-babaya, yakınlara (akrabaya), yetimlere ve miskinlere ihsanda bulunun, insanlara güzel söz söyleyin, namazı (hakkıyla) kılın, zekâtı verin.” diye misak almıştık. Sonra da sizden pek azınız hariç, (misakınızdan geri) döndünüz. Ve siz, yüz çeviren kimselersiniz.
2/BAKARA-84: Ve iz ehaznâ mîsâkakum lâ tesfikûne dimâekum ve lâ tuhricûne enfusekum min diyârikum summe ekrartum ve entum teşhedûn(teşhedûne).
Ve “Birbirinizin kanlarını dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayın.” diye sizden misak almıştık. Siz de bunu (misakınızı) ikrar etmiştiniz (kabul etmiştiniz) ve sizler (buna) şahitsiniz.
2/BAKARA-85: Summe entum hâulâi taktulûne enfusekum ve tuhricûne ferîkan minkummin diyârihim, tezâharûne aleyhim bil ismi vel udvân(udvâni), ve in ye’tûkum usârâ tufâdûhum ve huve muharremun aleykum ihrâcuhum e fe tu’minûne bi ba’dil kitâbive tekfurûne bi ba’d(ba’dın), fe mâ cezâu men yef’alu zâlike minkum illâ hızyun fîl hayâtid dunyâ, ve yevmel kıyâmeti yureddûne ilâ eşeddil azâb(azâbi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Sonra siz, öyle kimselersiniz ki birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz ve onlara karşı günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz. Eğer onlar, size esir olarak gelseler, onların yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış olduğu halde (onların yurtlarında kalmalarına izin vermeyip) fidye karşılığı değiştirirsiniz. Yoksa Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyâmet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine maruz bırakılır. Ve Allah, yaptığınız şeylerden gâfil değildir.
2/BAKARA-86: Ulâikellezîneşteravul hayâted dunyâ bil âhireti, fe lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
İşte onlar öyle kimselerdir ki, dünya hayatını ahirete karşı satın almışlardır. Bu sebeple azap onlardan hafifletilmez ve onlar yardım da olunmazlar .
2/BAKARA-87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).
Andolsun ki, Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.
2/BAKARA-88: Ve kâlû kulûbunâ gulf(gulfun), bel leanehumullâhu bi kufrihim fe kalîlen mâ yu’minun(yu’minûne).
Ve dediler ki: “Bizim kalplerimiz kılıflıdır.” Hayır, Allah, küfürleri (sebebi) ile onları lânetledi. Bu sebeble ne kadar az îmân ediyorlar.
2/BAKARA-89: Ve lemmâ câehum kitâbun min indillâhi musaddikun limâ meahum, ve kânû min kablu yesteftihûne alellezîne keferû, fe lemmâ câehum mâ arafû keferû bihî, fe la’netullâhi alel kâfirîn(kâfirîne).
Ve onlara, Allah katından onların beraberindeki şeyi (Tevrat’ı) tasdik eden bir Kitap, (Kur’ân) geldiği zaman (o’nu kabul etmediler). (Kur’ân gelmeden) önce kâfirlere karşı (zor durumda kaldıklarında, Tevrat’ta bahsi geçen ahir zaman Peygamberi adına) fetih ve zafer için (Allah’tan) yardım istiyorlardı. Oysa, O bildikleri (Tevrat’ta vasfı bildirilen Peygamber) onlara gelince O’nu inkâr ettiler. Bu yüzden Allah’ın lâneti kâfirlerin üzerinedir.
2/BAKARA-90: Bi’semeşterav bihî enfusehum en yekfurû bi mâ enzelallâhu bagyen en yunezzilallâhu min fadlihî alâ men yeşâu min ibâdih(ibâdihî), fe bâû bi gadabin alâ gadab(gadabin), ve lil kâfirîne azâbun muhîn(muhînun).
Onların, Allah’ın kullarından dilediği kimse üzerine, fazlından indirmekte olduğuna (vahye), haset ederek Allah’ın indirdiği şeyi inkâr etmeleri ve onunla kendilerini sattıkları şey ne kötü. Böylece gazaptan gazaba uğradılar ve kâfirler için “alçaltıcı azap” vardır.
2/BAKARA-91: Ve izâ kîle lehum âminû bi mâ enzelallâhu kâlû nu’minu bi mâ unzile aleynâ ve yekfurûne bi mâ verâehu ve huvel hakku musaddikan limâ meahum kul fe lime taktulûne enbiyâallâhi min kablu in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ve onlara: “Allah’ın indirdiğine îmân edin.” denildiği zaman: “Biz, bize indirilene îmân ederiz.” dediler. Ve, onun arkasındakini (ondan sonra geleni) inkâr ederler. Ve, o haktır ve onların yanındakini tasdik edicidir. De ki: “Eğer siz, mü’minler iseniz bundan önce niye Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?”
2/BAKARA-92: Ve lekad câekum mûsâ bil beyyinâti summettehaztumul icle min ba’dihî ve entum zâlimûn(zâlimûne).
Ve andolsun ki, Musa (a.s) size beyyineler (açık deliller) ile geldi. Sonra siz onun ardından buzağıyı (ilâh) edindiniz ve siz zalimlersiniz.
2/BAKARA-93: Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumut tûr(tûra), huzû mâ âteynâkum bi kuvvetin vesmeû kâlû semi’nâ ve aseynâ ve uşribû fî kulûbihimul icle bi kufrihim kul bi’se mâ ye’murukum bihî îmânukum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ve sizden, misak almış ve Tur’u üstünüze yükseltmiştik. Size verdiğimiz şeyi (Tevrat’ı) kuvvetle alın ve (emirlerimizi) işitin (demiştik). “İşittik ve isyan ettik.” dediler. Küfürleri sebebiyle buzağı (sevgisi) onların kalplerine içirildi (yerleştirildi). De ki: “Eğer siz mü’min kimseler iseniz, îmânınızın onunla size emrettiği şey ne kötü.
2/BAKARA-94: Kul in kânet lekumud dârul âhiretu indallâhi hâlisaten min dûnin nâsi fe temennevûl mevte in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
De ki: “Allah katındaki ahiret yurdu, başka insanların değil de sadece size has (özel) ise, o halde eğer (sözünüzde) sadıklarsanız ölümü temenni edin!”
2/BAKARA-95: Ve len yetemennevhu ebeden bimâ kaddemet eydîhim vallâhu alîmun biz zâlimîn(zâlimîne).
Ve elleriyle takdim ettikleri (günahları) sebebiyle onu (ölümü), ebediyyen asla temenni etmezler. Ve Allah, zâlimleri en iyi bilendir.
2/BAKARA-96: Ve le tecidennehum ahrasan nâsi alâ hayâtin, ve minellezîne eşrakû yeveddu ehaduhum lev yuammeru elfe seneh(senetin), ve mâ huve bi muzahzihıhî minel azâbi en yuammer(yuammere), vallâhu basîrun bimâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve onları, hayata karşı insanların en hırslısı bulursun. Ve (hatta) o şirk koşanlardan herbiri şâyet bin sene ömürlendirilse, (yaşamayı) ister. Onun ömrünün uzatılması, onu azaptan uzaklaştırıcı değildir. Allah yaptıklarınızı en iyi görendir.
2/BAKARA-97: Kul men kâne aduvven li cibrîle fe innehu nezzelehu alâ kalbike bi iznillâhi musaddikan limâ beyne yedeyhi ve huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
Kim Cibril’e düşman oldu ise (ona) de ki: “Halbuki muhakkak ki o (Cebrail a.s), onların ellerindeki (kitapları) tasdik eden O (Kur’ân’ı), Allah’ın izniyle, mü’minlere bir hidayet (rehberi) ve müjde olarak senin kalbine indirdi.”
2/BAKARA-98: Men kâne aduvven lillâhi ve melâiketihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun lil kâfirîn(kâfirîne).
Kim, Allah’a ve O’nun meleklerine ve O’nun resûllerine ve Cebrail’e ve Mikail’e düşman oldu ise, o taktirde muhakkak ki Allah kâfirlere düşmandır.
2/BAKARA-99: Ve lekad enzelnâ ileyke âyâtin beyyinât(beyyinâtin), ve mâ yekfuru bihâ illel fâsikûn(fâsikûne).
Ve andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. Ve bunları fâsıklardan başka kimse inkâr etmez.
2/BAKARA-100: E ve kullemâ âhedû ahden nebezehu ferîkun minhum bel ekseruhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Ve onlardan bir kısmı, bir ahd yaptıkları zaman, her defasında onu nakzettiler mi (bozmadılar mı)? Evet (bozdular), onların çoğu îmân etmezler.
2/BAKARA-101: Ve lemmâ câehum resûlun min indillâhi musaddikun limâ meahum nebeze ferîkun minellezîne ûtûl kitâb(kitâbe), kitâballâhi verâe zuhûrihim ke ennehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve onlara Allah’ın katından yanlarındaki (Kitab’ı) tasdik eden (doğrulayan) bir resûl geldiği zaman, kitapverilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi, Allah’ın Kitab’ını arkalarına attılar.
2/BAKARA-102: Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Onlar Süleyman (a.s)’ın mülkü üzerine şeytanların tilavet ettiği (okuduğu) şeylere tâbî oldular (uydular). Süleyman (a.s), inkâr etmedi (sihir yapmadı ve kâfir olmadı). Fakat şeytanlar insanlara, sihri ve Babil şehri’ndeki iki meleğe, Harut ve Marut’a indirilen şeyleri öğretmekle kâfir oldular. Ve oysa onlar, “Biz sadece bir fitneyiz (sizin için bir imtihanız). O halde (sakın sihir ilmini öğrenerek) kâfir olmayın.” demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi. Fakat o ikisinden, bir erkek ile onun karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı ve de onlar, Allah’ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar verebilecek değillerdir. Ve onlar kendilerine fayda vermeyen, zarar veren şeyleri öğreniyorlar. Ve andolsun ki onlar, onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan kimsenin ahirette bir nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler. Elbette onunla (sihre karşılık) nefslerini sattıkları şey ne kötü, keşke bilselerdi.
2/BAKARA-103: Ve lev ennehum âmenû vettekav le mesûbetun min indillâhi hayr(hayrun), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Eğer onlar âmenû olup (Allah’a ulaşmayı dileyip) ve takva sahibi olsalardı, mutlaka Allah’ın katından (kendilerine verilecek) sevap, elbette daha hayırlı olurdu, keşke bilselerdi.
2/BAKARA-104: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûlû râinâ ve kûlûnzurnâ vesmeû ve lil kâfirîne azâbun elîm(elîmun).
Ey âmenu olanlar! “Raina (bizi gözet)” demeyin. ve “unzurna(bize bak)” deyin. ve (Allah’ın hükmünü) dinleyin (işitin). ve kâfirler için “elîm azap” vardır..
2/BAKARA-105: Mâ yeveddullezîne keferû min ehlil kitâbi ve lel muşrikîne en yunezzele aleykum min hayrin min rabbikum vallâhu yahtassu bi rahmetihî men yeşâu, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ehli kitaptan kâfir olanlar ve müşrikler, Rabbinizden sizin üzerinize hayırdan (rahmet ve fazl) indirilmesini istemezler. Ve Allah, rahmetini dilediği kimseye tahsis eder. Ve Allah, “büyük fazıl” sahibidir.
2/BAKARA-106: Mâ nensah min âyetin ev nunsihâ ne’ti bi hayrin minhâ ev mislihâ e lem ta’lem ennallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Biz bir âyetten neyi neshedersek (kaldırırsak ve değiştirirsek) veya neyi unutturursak, ondan daha hayırlısını veya onun mislini getiririz. Allah’ın herşeye kaadir olduğunu bilmiyor musun?
2/BAKARA-107: E lem ta’lem ennellâhe lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Göklerin ve yerin mülkünün O’na, Allah’a ait olduğunu bilmiyor musun? Ve sizin için Allah’tan başka dost ve yardımcı yoktur.
2/BAKARA-108: Em turîdûne en tes’elû resûlekum kemâ suile mûsâ min kabl(kablu), ve men yetebeddelil kufra bil îmâni fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
Yoksa siz de, daha önceden Musa (a.s)’a sorulduğu gibi, resulunuzu (ondan şüpheye düşerek) sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Ve kim îmânı küfür ile değiştirirse, artık o doşru yoldan sapmıştır.
2/BAKARA-109: Vedde kesîrun min ehlil kitâbi lev yeruddûnekum min ba’di îmânikum kuffârâ(kuffâran), haseden min indi enfusihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hakk(hakku), fa’fû vasfehû hattâ ye’tiyallâhu bi emrih(emrihî), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ehli kitaptan çoğu, hak kendilerine apaçık beyan olduktan sonra, nefslerindeki hasetten dolayı, sizi îmânınızdan sonra küfre döndürebilmeyi (fıska düşürmeyi) isterler. Artık, Allah (bu husustaki) emrini getirinceye kadar bağışlayın ve hoşgörün. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir.
2/BAKARA-110: Ve ekîmus salâte ve âtûz zekât(zekâte), ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâh(indallâhi) innallâhe bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ve, namazı ikâme edin (kılın), ve zekâtı verin. Nefsleriniz için hayır olarak ne takdim ettiniz (sundunuz) ise , onu Allah’ın indinde bulursunuz. Muhakkak ki Allah, amellerinizi en iyi görendir.
2/BAKARA-111: Ve kâlû len yedhulel cennete illâ men kâne hûden ev nasâr(nasârâ), tilke emâniyyuhum kul hâtû burhânekum in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Ve dediler ki: “Cennete yahudi veya hristiyan olan kimselerden başkası asla girmeyecektir.” Bu, onların emaniyesidir (zan ve kuruntularıdır). “Eğer siz sadıklar iseniz delillerinizi getirin.” de.
2/BAKARA-112: Belâ men esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun fe lehû ecruhu inde rabbihî, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Hayır, (öyle değil), kim vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederse, o muhsin olur. Artık Rabbinin katında onun ecri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
2/BAKARA-113: Ve kâletil yahûdu leysetin nasârâ alâ şey’(şey’in) ve kâletin nasârâ leysetil yahûdu alâ şey’in ve hum yetlûnel kitâb(kitâbe), kezâlike kâlellezine lâ ya’lemûne misle kavlihim, fallâhu yahkumu beynehum yevmel kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
Ve yahudiler dedi ki: “Hristiyanlar bir şey (hak bir dîn) üzere değildir.” Hristiyanlar dedi ki: “Yahudiler bir şey (hak bir dîn) üzere değildir.” Halbuki onlar (her iki taraf da) Kitab’ı tilâvet ediyorlar (okuyorlar). Bunun gibi bilmeyenler de onların sözleri gibi sözler söylediler.Artık Allah, ihtilaf ettikleri şey hakkında, kıyâmet günü hüküm verecektir.
2/BAKARA-114: Ve men azlemu mimmen menea mesâcidallâhi en yuzkere fîhesmuhu ve seâ fî harâbihâ ulâike mâ kâne lehum en yedhulûhâ illâ hâifîn(hâifîne) lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhireti azâbun azîm(azîmun).
Ve Allah’ın mescidlerinde, O’nun adının zikredilmesini men eden (yasaklayan) ve onların (mescidlerin) harap olmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? İşte onların, korkmadan oraya (mescidlere) girmesi olamaz (ancak korka korka girebilirler.) Onlar için dünyada rezillik, ahirette de “azîm azap” (en büyük azap) vardır.
2/BAKARA-115: Ve lillâhil meşriku vel magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh(vechullâhi) innallâhe vâsiun alîm(alîmun).
Ve doğu da Allah’ındır batı da. Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, Allah’ın Vechi (Zat’ı) işte oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi’dir (rahmeti ve lutfu geniştir, herşeyi ilmi ile kuşatandır).
2/BAKARA-116: Ve kâlûttehazellâhu veleden, subhâneh(subhânehu), bel lehu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).
Ve “Allah çocuk edindi.” dediler. O, (bundan) münezzehtir (berîdir). Hayır, göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) O’nundur. Hepsi de O’na boyun eğmiştir (emrine amadedir).
2/BAKARA-117: Bedîus semâvâti vel ard(ardı), ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).
Gökleri ve yeri bedî olarak (örneksiz) yaratandır. Bir işi kadâ ettiği (olmasını istediği) zaman, o şeye sadece “Ol!” der. O, hemen olur.
2/BAKARA-118: Ve kâlellezîne lâ ya’lemûne lev lâ yukellimunâllâhu ev te’tînâ âyeh(âyetun), kezâlike kâlellezîne min kablihim misle kavlihim, teşâbehet kulûbuhum, kad beyyennal âyâti li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Ve (gerçeği) bilmeyenler: “Keşke Allah bizimle konuşsa” veya “Bize de bir âyet gelse” dediler. Bunun gibi onlardan öncekiler de, onların sözlerine benzer (sözler) söyledi. Onların kalpleri birbirine benzedi. Âyetlerimizi, yakîn hasıl eden bir kavim için beyan etmiştik.
2/BAKARA-119: İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîren, ve lâ tus’elu an ashâbil cahîm(cahîmi).
Muhakkak ki Biz seni, hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ve ashabı cehîmden (cehennemliklerden) sanasorulmaz (sen cehenneme gideceklerden sorumlu tutulmazsın ).
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” .Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.
2/BAKARA-121: Ellezîne âteynâhumul kitâbe yetlûnehu hakka tilâvetih(tilâvetihî) ulâike yu’minûne bih(bihî), ve men yekfur bihî fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (nebîler), (ve resûller), onu hakiki bir tilâvet ile tilâvet ederler (okuyup açıklarlar). İşte onlar, ona (kitaba) îmân ederler. Ve kim onu inkâr ederse, işte onlar hüsranda olanlardır.
2/BAKARA-122: Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve ennî faddaltukum alel âlemîn(âlemîne).
Ey İsrailoğulları! Sizin üzerinize en’am ettiğim o ni’metimi hatırlayın. Ve muhakkak ki Ben, sizi âlemlere üstün kıldım.
2/BAKARA-123: Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ adlun ve lâ tenfeuhâ şefâatun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
Kimseden kimseye bir şey ödenmediği ve onlardan bir fidye (bedel) kabul edilmeyeceği ve kendilerine şefaatin fayda vermeyeceği ve onlara yardım olunmayacağı bir günden sakının.
2/BAKARA-124: Ve izibtelâ ibrâhîme rabbuhu bi kelimâtin fe etemmehun(etemmehunne), kâle innî câiluke lin nâsi imâmâ(imâmen), kâle ve min zurriyyetî kâle lâ yenâlu ahdiz zâlimîn(zâlimîne).
Ve İbrâhîm’i Rabbi kelimelerle imtihan etmişti. Nihayet (imtihan) tamamlanınca da (Allah şöyle) buyurdu: “Muhakkak ki Ben, seni insanlara imam kılacağım.” (İbrâhîm a.s): “Benim zürriyetimden de (imamlar kıl).” deyince; (Allah): “Benim ahdime (imamlık ve önderlik rahmetime, senin zürriyetinden olan) zâlimler nail olamaz.” buyurdu.
2/BAKARA-125: Ve iz cealnâl beyte mesâbeten lin nâsi ve emnâ(emnen), vettehizû min makâmı ibrâhîme musallâ(musallen) ve ahidnâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle en tahhirâ beytiye lit tâifîne vel âkifîne ver rukkais sucûd(sucûdi).
Ve Biz beyt’i (Kâbe’yi) insanlar için sevap (kazanılan) ve emin olan (bir yer) kılmıştık. Ve siz, İbrâhîm’in makamından bir namaz yeri ittihaz edinin. Ve Biz, İbrâhîm (a.s)’a ve İsmail (a.s)’a: “Tavaf edenler, âkifler (ibadet için kalanlar), rükûve secde edenler için beytim’i temiz tutsunlar.” diye ahdettik.
2/BAKARA-126: Ve iz kâle ibrâhîmu rabbic’al hâzâ beleden âminen verzuk ehlehu mines semerâti men âmene minhum billâhi vel yevmil âhir(âhiri), kâle ve men kefere fe umettiuhu kalîlen summe adtarruhu ilâ azâbin nâr(nâri), ve bi’sel masîr(masîru).
Ve İbrâhîm: “Rabbim burayı emin (güvenli) bir belde kıl. Onun halkından Allah’a ve yevmil âhire îmân edenleri semerelerinden (çeşitli ürün ve meyvelerden) rızıklandır.” dediği zaman (Allah) şöyle buyurdu: “Kâfir olan kimseyi biraz metalandırırım (geçindiririm) ve sonra onu ateşin azabına maruz bırakırım, orası ne kötü bir varış yeridir.”
2/BAKARA-127: Ve iz yerfeu ibrâhîmul kavâide minel beyti veismâîl(ismâîlu) rabbenâ tekabbel minnâ inneke entes semîul alîm(alîmu).
İbrâhîm (a.s) ve İsmail (a.s), beyt’in (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyorlardı (ve şöyle dua ediyorlardı): “Rabbimiz, bizden (bunu) kabul buyur. Muhakkak ki Sen, Sen, en iyi işiten ve en iyi bilensin.”
2/BAKARA-128: Rabbenâ vec’alnâ muslimeyni leke ve min zurriyyetinâ ummeten muslimeten leke ve erinâ menâsikenâ ve tub aleynâ, inneke entet tevvâbur rahîm(rahîmu).
Rabbimiz, bizim ikimizi sana teslim olanlardan kıl, zürriyetimizden de sana teslim olan bir ümmet (kıl) ve bize (hac) ibadetinin yerlerini (ve kurallarını) göster ve tövbemizi kabul et. Muhakkak ki Sen, Sen, tövbeleri kabul edensin, rahmet edensin (rahmet nuru gönderensin).
2/BAKARA-129: Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
Rabbimiz, onların arasından kendilerinden, onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitap’ı (Kuranı Kerim’i) ve hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve tasfiye) edecek bir resûl beas et (hayata getir). Muhakkak ki Sen, Sen, Azîz’sin, Hakîm’sin.
2/BAKARA-130: Ve men yergabu an milleti ibrâhîme illâ men sefihe nefseh(nefsehu), ve lekadistafeynâhufîd dunyâ, ve innehu fîlâhireti le mines sâlihîn(sâlihîne).
Ve, nefsini sefih kılan kişi hariç kim, İbrâhîm’in dîninden yüz çevirir ? Andolsun ki Biz, onu dünyada seçtik. Muhakkak ki o, ahirette de salihlerdendir.
2/BAKARA-131: İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li rabbil âlemîn(âlemîne).
Rabbi ona: “Teslim ol!” dediği zaman “Ben, âlemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi
2/BAKARA-132: Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah’a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz, Allah’a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti)..
2/BAKARA-133: Em kuntum şuhedâe iz hadara ya’kûbel mevtu, iz kâle li benîhi mâ ta’budûne min ba’dî kâlû na’budu ilâheke ve ilâhe âbâike ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ilâhen vâhidâ(vahiden) ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Yoksa siz Yâkub (a.s), öleceği zaman (ona): “şahit mi oldunuz?” O (Yâkub a.s.), oğullarına: “Bundan (ben öldükten) sonra neye (kime) kul olacaksınız?” demişti. (Onlar): “Senin ilâhına ve senin ataların İbrâhîm (as), İsmail (as) ve İshak (as)’ın ilâhı olan tek İlâh’a kul olacağız. Ve biz, O’na teslim olanlarız.” dediler.
2/BAKARA-134: Tilke ummetun kad halet, lehâ mâ kesebet ve lekum mâ kesebtum, ve lâ tus’elûne ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte onlar bir ümmetti ki geldi, geçti. Onların kazandığı şeyler kendilerine, sizin kazandıklarınız sizedir. Onların yapmış olduklarından size sorulmaz (siz sorumlu değilsiniz).
2/BAKARA-135: Ve kâlû kûnû hûden ev nasârâ tehtedû kul bel millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
Ve dediler ki: “Yahudi veya hristiyan olun ki, hidayete eresiniz.” De ki: “Hayır. İbrâhîm’in dîni haniftir (hidayete ermiştir).” Ve o, müşriklerden olmadı.”
2/BAKARA-136: Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilenlere, İbrâhîm (as.)’a, İsmail (as.)’a, İshak (as.)’a, Yâkub (as.) ve torunlarına indirilenlere, Musa (as.) ve İsa (as.)’ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab’leri tarafından verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasından hiçbirini ayırmayız (fark gözetmeyiz). Ve biz, O’na teslim olanlarız.”
2/BAKARA-137: Fe in âmenû bi misli mâ âmentum bihî fe kadihtedev ve in tevellev fe innemâ hum fî şikâk(şikâkın) fe se yekfîke humullâh(humullâhu), ve huves semîul alîm(alîmu).
Bundan sonra eğer onlar da, sizin O’na (Allah’a) îmân ettiğiniz gibi îmân etselerdi o takdirde hidayete ermiş olurlardı. Ve eğer dönerlerse (yüz çevirirlerse), böylece o taktirde onlar, sadece bir ayrılık içinde olurlar (Allah’ın yolundan ayrılmış olurlar). Allah, (onlara karşı) sana kâfi gelecektir. O, en iyi işiten ve en iyi bilendir.
2/BAKARA-138: Sıbgatallâh(sıbgatallâhi) ve men ahsenu minallâhi sıbgaten, ve nahnu lehu âbidûn(âbidûne).
Allah’ın boyası; Allah’ın boyası ile boyanandan daha ahsen (daha güzel) olan kim vardır? Ve biz, O’na kul olanlarız.
2/BAKARA-139: Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve, bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, ona muhlis olanlarız (dîni O’na hâlis kılanlarız).”
2/BAKARA-140: Em tekûlûne inne ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâta kânû hûden ev nasârâ kul e entum a’lemu emillâh(emillâhu), ve men azlemu mimmen keteme şehâdeten indehu minallâh(minallâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Yoksa siz: “Muhakkak ki İbrâhîm (as.), İsmail (as.), İshak (as.), Yakup (as.) ve torunları yahudi veya hristiyan’dılar ” mı diyorsunuz. De ki: “Sizler mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından verilen, onun yanındaki şahitliği gizleyen kimseden daha zalim kim vardır? Allah, yaptıklarınızdan gâfil değildir.
2/BAKARA-141: Tilke ummetun kad halet lehâ mâ kesebet ve lekum mâ kesebtum ve lâ tus’elûne ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte onlar bir ümmetti ki geldi, geçti. Onların kazandığı şeyler kendilerine, sizin kazandıklarınız sizedir. Onların yapmış olduklarından size sorulmaz (siz sorumlu değilsiniz).
2/BAKARA-142: Se yekûlus sufehâu minen nâsi mâ vellâhum an kıbletihimulletî kânû aleyhâ kul lillâhil meşrıku vel magrıb(magrıbu), yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
İnsanlardan sefih olanlar diyecekler ki: “Onları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?” De ki: “Doğu vebatı Allah’ındır. O, dilediğini Sıratı Mustakîm’e hidayet eder (ulaştırır).”
2/BAKARA-143: Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe alen nâsi ve yekûner resûlu aleykum şehîdâ(şehîden), ve mâ cealnâl kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiur resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh(akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh(hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm(rahîmun).
Ve işte böylece insanların üzerine (hak) şahitler olmanız için Biz, sizi vasat (ikisi arasında) (hayırlı ve faziletli) bir ümmet kıldık. Resûl de sizin üzerinize şahit olsun.Ve Biz, sadece Resûl’e uyanı, topukları üzerinde geriye dönenden ayırıp bilmemiz(belirtmemiz) için, halen o üzerine (yönelmekte) olduğunuz (Kâbe’yi) kıble yaptık. Ve bu, elbette zor bir iştir, ancak Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler hariç (bu onlara zor gelmez). Ve Allah sizin îmânınızı zayi edecek değildir. Muhakkak ki Allah, insanlara çok şefkatlidir, merhametlidir.
2/BAKARA-144: Kad nerâ tekallube vechike fîs semâi, fe le nuvelliyenneke kıbleten terdâhâ, fe velli vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve haysu mâ kuntum fe vellû vucûhekum şatrah(şatrahu), ve innellezîne ûtûl kitâbe le ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ya’melûn(ya’melûne).
Biz, senin (ilâhi emri bekleyerek), yüzünü göğe çevirdiğini görüyorduk. Artık mutlaka seni razı (hoşnut) olacağın kıbleye döndüreceğiz. Bundan sonra yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve siz nerede olursanız (namazda) yüzlerinizi o yöne çevirin. Ve muhakkak ki kendilerine kitap verilenler, bunun Rab’lerinden bir hak (gerçek) olduğunu elbette bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.
2/BAKARA-145: Ve le in eteytellezîne ûtûl kitâbe bi kulli âyetin mâ tebiû kıbletek(kıbleteke) ve mâ ente bi tâbîın kıbletehum, ve mâ ba’duhum bi tâbîın kıblete ba’d(ba’dın), ve le initteba’te ehvâehum min ba’di mâ câeke minel ilmi inneke izen le minez zâlimîn(zâlimîne).
Ve eğer gerçekten, kendilerine kitap verilenlere âyetlerin (mucizelerin) hepsini getirsen (yine de) senin kıblene tâbî olmazlar. Ve sen de onların kıblesine tâbî olacak değilsin. Ve onların bir kısmı da diğerlerinin kıblesine uymazlar. Sana gelen ilimden sonra gerçekten onların hevalarına uyacak olursan, o zaman muhakkak ki sen, zâlimlerden olursun.
2/BAKARA-146: Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûnel hakka ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Kendilerine kitap verdiklerimiz, O’na (Hz. Muhammed (S.A.V)’e) kendi oğullarına arif oldukları (tanıdıkları) gibi ariftirler (tanıyıp bilirler). Ve muhakkak ki onlardan bir fırka, hakkı gerçekten bile bile gizliyor .
2/BAKARA-147: El hakku min rabbike fe lâ tekûnenne minel mumterîn(mumterîne).
Hak, Rabbinden’dir. Bundan sonra sakın şüpheye düşenlerden olma!
2/BAKARA-148: Ve li kullin vichetun huve muvellîhâ festebikûl hayrât(hayrâti), eyne mâ tekûnû ye’ti bikumullâhu cemîâ(cemîan), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Ümmetlerin) hepsinin döndükleri (yöneldikleri) bir yönü vardır. Artık hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizin hepinizi biraraya getirir. Muhakkak ki Allah herşeye kaadirdir.
2/BAKARA-149: Ve min haysu harecte fe velli vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve innehu lel hakku min rabbik(rabbike), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Ve nereden çıkarsan çık, bundan sonra (namazda) vechini (yüzünü) Mescid-i Haram yönüne çevir. Ve muhakkak ki o Rabbinden mutlaka bir hakdır. Ve Allah, yaptıklarınızdan gâfil (habersiz) değildir.
2/BAKARA-150: Ve min haysu harecte fe velli vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve haysu mâ kuntum fe vellûvucûhekum şatrahu li ellâ yekûne lin nâsi aleykum hucceh(huccetun), illellezîne zalemû minhum fe lâ tahşevhum vahşevnî ve li utimme ni’metî aleykum ve leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Nereden çıkarsan çık, bundan sonra (namazda) vechini (yüzünü) Mescid-i Haram yönüne çevir. Ve nerede olursanız olun, yüzlerinizi o yöne çevirin ki, insanlarınsizin aleyhinizde (kullanabilecekleri) delil olmasın. Onlardan zulmedenler hariç, artık onlardan korkmayın. Benden (sizin üzerinizdeki sevgimin azalacağından) korkun ki, sizin üzerinizdeki ni’metimi tamamlayayım da böylece hidayete eresiniz.
2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı(Kurânı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin..
2/BAKARA-152: Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn(tekfurûni).
Öyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Ve Bana şükredin ve Beni inkâr etmeyin.
2/BAKARA-153: Yâ eyyuhellezîne âmenustainû bis sabri ves salât(salâti), innallâhe meas sâbirîn(sâbirîne).
Ey îmân edenler! Sabır ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
2/BAKARA-154: Ve lâ tekûlû li men yuktelu fî sebîlillâhi emvât(emvâtun), bel ehyâun ve lâkin lâ teş’urûn(teş’urûne).
Ve Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz, farkında olmazsınız.
2/BAKARA-155: Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).
Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele.
2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.
2/BAKARA-157: Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).
İşte onlar (dünya hayatında Allah’a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.
2/BAKARA-158: İnnes safâ vel mervete min şeâirillâh(şeâirillâhi), fe men haccel beyte evı’temera fe lâ cunâha aleyhi en yettavvefe bi himâ ve men tetavvaa hayran, fe innallâhe şâkirun alîm(alîmun).
Muhakkak ki Safa ve Merve, Allah’ın (ibadet yerlerini gösterir dîni) şiarlarındandır (işaretlerindendir). Artık kim beyt’i (Kâbe’yi) hacceder veya umre (niyetiyle) ziyareti yaparsa, o taktirde, iki (niyetle) tavaf etmesinde bir günah yoktur. Her kim de isteyerek (kendiliğinden) hayır olarak (fazladan tavaf) yaparsa mutlaka Allah Şakir’dir (şükrün karşılığını verendir) ve Alîmdir (en iyi bilendir).
2/BAKARA-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaştırılmasını) Kitap’ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder
Fatiha Suresi Fatiha Suresi,,,,,
Yazan: firtina 04 Ağustos 2011 Perşembe
Kategori: müslümanlık
FÂTİHA
1/FÂTİHA-1: Bismillâhir rahmânir rahîm.
Rahmân ve rahîm olan Allah’ın ismi ile.
1/FÂTİHA-2: El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.
1/FÂTİHA-3: Er rahmânir rahîm(rahîmi).
Rahmân’dır, Rahîm’dir.
1/FÂTİHA-4: Mâliki yevmid dîn(dîne).
Dîn gününün mâlikidir.
1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
1/FÂTİHA-6: İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e hidayet et (ulaştır).
1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil
İslamiyetin Verdiği Huzur ve Mutluluk,,
Yazan: firtina 04 Ağustos 2011 Perşembe
Kategori: müslümanlık
İnsan, beden ve rûhun birleşmesinden meydana gelen bir varlıktır. Bedenimizin yemeye, içmeye ihtiyacı olduğu gibi, rûhumuzun da gıdaya ihtiyacı vardır.
Rûhun en önemli gıdası sağlam inançtır. Allah’a inanan ve güvenen bir insan manevî gıdasını almış, büyük bir güç kazanmış olur. Çünkü insan, her zaman Allah’ın yardımına muhtaçtır. Muhtaç olduğumuz o yüce Varlığa inanıp bağlanmak huzur ve güven kaynağıdır.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“Dikkat edin, Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.” R’ad Süresi,28.
İman, insanı yalnızlıktan, boşlukta kalmaktan kurtarır. İman rûhumuzun gıdası, kalbimizin ışığıdır. İmansız bir insanın rûhu gıdasız, kalbi karanlık ve en büyük dayanaktan yoksundur.
Hayatta insan, çeşitli sıkıntılarla karşılaşır. Böyle zamanlarda kalp¬leri Allah’a bağlı olan inanç sahipleri ümitsizliğe düşmezler. Allah’a sı¬ğınırlar. O’na güvenerek sabırla sonucu beklerler. Böyle güçlü bir dosta sevgi ve saygı ile bağlanmak insana büyük bir mutluluk verir.
îmandan yoksun olan insanlar ise ümitsizliğe düşerler. Huzursuzluk içinde kıvranırlar. Sıkıntıdan kurtulmak düşüncesi ile huzuru içkide, uyuşturucu madde kullanmakta ararlar ve daha büyük felaketlere sü¬rüklenirler. Böylece hem dünya, hem de ahiret mutluluğunu kaybetmiş olurlar
İman ve Amel Arasındaki Bağ
Yazan: firtina 04 Ağustos 2011 Perşembe
Kategori: müslümanlık
Bir müslüman, dinin hükümlerini inkâr etmedikçe ve kalbinde iman bulunduğu sürece ibadet yapmasa bile dinden çıkmaz, kafir olmaz, yine müslümandır. Ancak, Allah’ın emri olan ibadet görevlerini yerine getirmediği için günah işlemiş ve cezayı hak etmiş olur.
İbadetler, imanın olgunlaşmasını ve güçlenmesini sağlar. Ahirette cezadan kurtulmamıza ve cennet nimetlerine kavuşmamıza vesile olur. Sade bir imanla yetinip ibadetleri terketmek imanın zayıflamasına ve iman nurunun sönmesine sebep olur.
Bunu bir misâl ile açıklayalım:
İman, açıkta yanan bir lambaya benzer. Lambanın sönmemesi için cam fanus ile korunması gerekir. Eğer bu şekilde korunmaz, açıkta yanmaya devam ederse hafif bir rüzgârın etkisi ile sönebilir. İman da, kalbimizde yanan bir ışıktır. Koruyucusu ibadetlerdir. Namaz, oruç ve diğer ibadetleri yapmakla hem Allah’a karşı borçlu olduğumuz görevleri yerine getirmiş, hem de imanımızı korumuş oluruz.
İbadetler yapılmadığı takdirde, İman ışığı açıkta yanan lamba gibi korumasız kalır. Günün birinde sönebilir. İmanın yok olması, müslümanın en kıymetli varlığı olan cennetin anahtarını kaybetmesi demektir. Bu sebeple ibadetlerin, imanımızın korunmasında ve cennette sonsuz hayata kavuşmamızda çok önemli yeri vardır
İman’ın sahih ve makbul olmasının şartları nelerdir.,
Yazan: firtina 04 Ağustos 2011 Perşembe
Kategori: müslümanlık
İmanın sahih ve makbul olması için üç şartın bulunması gerekir
1) İman Ye’s Halinde Olmamalıdır, önceden iman etmemiş olan bir insanın, ölüm anında azabı görünce inanmasının bir faydası yoktur.
2) Müslüman, Dinî Hükümleri İnkâr Edici Söz ve Davranışlarda Bulunmamalıdır. Meselâ: Dinin bütün emirlerine inandığı halde namazı inkâr eden kimse imanını kaybetmiş olur. Çünkü, dinimizde inanılması gereken şeyler bir bütündür. Bunlardan birini inkâr etmek, hepsini inkâr etmek demektir.
3) Dinî Hükümlerin Hepsinin Güzel Olduğunu Kabul Etmelidir.
Dinî hükümlerden herhangi birini beğenmemek, imanın yok olmasına sebep olur.
Müslümanın en değerli varlığı imanıdır. İhsan, dünyada huzur ve saadete, ahirette ebedî mutluluğa imanla kavuşacaktır. Ancak, son nefese kadar imanı korumak ve ahirette bu imanla gitmek şarttır.
Ömrünün sonuna kadar imanım koruyamayan ve dünyadan imansız olarak ayrılan kimseye, daha önce sahip olduğu imanın faydası olmayacaktır. Bunun İçin imanımızı korumaya çalışmalı, dînîmize zarar verecek söz ve davranışlardan sakınmalıyız. Eğer İmanımıza zarar verecek söz ve davranışlarımız olursa hemen tevbe ederek Allah’tan af dilemeliyiz


